Kamu-Sen: Yeni bir personel rejiminde ısrarcıyız!
Kamu-Sen, 2025 yılı çalışma hayatı ve 2026 yılına dair beklenti ve taleplerini kamuoyu ile paylaştı.

Konuya ilişkin olarak Kamu-Sen tarafından şu açıklama yapıldı:
Genel Başkanımız Önder Kahveci, basın toplantımızda, açıklanan Aralık ayı ve yıllık enflasyon verileri çerçevesinde Memur ve emeklilerimizin alım gücünde yaşanan erimeye dikkat çekerken, ek zam ve refah payı talebimizi bir kez daha yineledi.
2025 yılına ait enflasyon rakamları, kamu çalışanları ve emeklilerin yaşadığı ekonomik kayıplar ile 2026 yılına ilişkin talep ve beklentilerin ele alındığı toplantımıza, Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanımız Önder Kahveci ile konfederasyona bağlı sendikalarımızın Genel Başkanları, Genel Merkez Yöneticilerimiz, Şube Başkanlarımız ve şube yönetim kurulu üyelerimiz katıldı.
Genel Başkan Kahveci, Türkiye Kamu-Sen’in 2026 yılı boyunca ısrarla takip edeceği çalışma hayatına ilişkin taleplerimizi ve çözüm önerilerimizi, ücret politikaları, vergi dilimleri, emeklilik sistemi, yardımcı hizmetliler, 3600 ek gösterge, ek zam, refah payı ve sosyal haklara ilişkin çözüm bekleyen sorunları kapsamlı şekilde gündeme taşıdı.
ÖNDER KAHVECİ: ENFLASYON RAKAMLARINA BAKTIĞIMIZDA MAAŞLARIN NE KADAR ERİDİĞİ ORTAYA ÇIKMIŞTIR
Genel Başkan Önder Kahveci basın açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Kamu çalışanları ve emekliler açısından geride kalan dönemin kapsamlı bir muhasebesini yapmak, aynı zamanda 2026 yılına dair beklenti ve değerlendirmelerimizi kamuoyuyla paylaşmak amacıyla düzenlediğimiz toplantımıza katılımlarınızdan dolayı her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyor, hoş geldiniz diyorum.
Bu vesileyle; 2026 yılının, dünyada barışın egemen olduğu, silahların sustuğu, gözyaşlarının son bulduğu, mazlumların yüzünün güldüğü, çocuk, kadın, yaşlı demeden masum sivilleri hunharca katleden başta soykırımcı İsrail olmak üzere tüm zalimlerin hak ettikleri cezaya çarptırıldığı; refahın arttığı ve adil bir gelir dağılımının tesis edildiği bir yıl olmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyor, hepinizin yeni yılını bir kez daha tebrik ediyorum.
Yıllardan beri dünyada yeni bir paylaşım sürecinin sancılarının yaşandığını ifade ediyor, ülkemizin de içinde bulunduğu coğrafya başta olmak üzere, dünyanın birçok bölgesinde, emperyalist güçlerin, milletlerin doğal zenginliklerini gasp etmek amacıyla operasyonlara giriştiklerini görüyoruz.
Son olarak ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Maduro’ya düzenlediği darbe, içinde bulunduğumuz sürecin giderek sıcak çatışmalara doğru evrildiğini; emperyalistlerin demokrasi, millet iradesi, özgürlük ve seçim gibi unsurları nasıl kendi çıkarları lehine dejenere ettiğini de açıkça ortaya koyuyor.
Bu çerçevede Venezuela’da yaşanan bu gelişmelerde, ülkelerin içişlerine dışarıdan müdahale ederek istediğini iktidara getirip, kaynaklarını sömürmenin, milletleri köleleştiren en büyük insanlık suçu olduğunu düşünüyoruz.
Küresel ve bölgesel riskleri içinde barındıran bu tür girişimleri kınıyor, tarafları uluslararası hukuk çerçevesinde itidalli davranmaya davet ediyoruz.
Ülkemizde de Venezuela benzeri bir darbe girişiminin 15 Temmuz 2016’da yaşandığının unutulmaması gerektiğini vurguluyor, Türkiye Kamu-Sen’in millet iradesine dayanmayan, demokrasi dışı her türlü müdahalede dün olduğu gibi bundan sonra da muhataplarının karşısında kararlılık ve cesaretle duracağının, Türk milletinin her ne şart altında olursa olsun iradesine sahip çıkacağının bilinmesini istiyoruz.
Bilindiği gibi 2025 yılına ait enflasyon verileri az önce açıklandı. Bu çerçevede memur maaşlarının enflasyon karşısında ne kadar eridiği de ortaya çıktı. Memur maaşlarına 2026 yılında yapılacak artışlar ise 2026 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu çerçevesinde ayrılan kaynakla netleşmişti. Bütçeler; yalnızca devletin gelir ve gider kalemlerinin belirlenmesi anlamına gelmemekte, aynı zamanda memur ve emeklilerin maaşlarının netleşmesi, bu kesimler için ayrılacak kaynağın boyutunun ortaya konulması bakımından da hayati bir önem taşımaktadır.
Ne var ki, kamu çalışanları ve emekliler için bütçede ayrılan payın yetersiz olduğu, artık herkesin malumu olan bir gerçektir. Bütçeler, temenniler üzerinden değil; hayatın ve ekonominin somut gerçekleri esas alınarak hazırlanmalıdır. Uzunca bir süredir ülkemiz, yüksek enflasyon ve yüksek faiz sarmalının içine girmiş durumdadır.
Uygulanan ekonomi politikaları ise ücret artışlarını sınırlı tutarak, alım gücünü düşürmeyi; piyasaları daraltmak suretiyle enflasyonu kontrol altına almayı hedeflemektedir. Bu anlayışın doğal sonucu olarak, ülkemizde yaşanan her türlü ekonomik olumsuzluğun bedeli kamu çalışanları ve emeklilere ödetilmekte, bütün yük, çalışan kesimin omuzlarına bırakılmaktadır.
Nitekim 2023 yılında gerçekleştirilen toplu sözleşme görüşmeleri sırasında yaptığımız uyarılar dikkate alınmadığı için, 2024 ve 2025 yıllarında maaş artışları, gerçekleşen enflasyonun gerisinde kalmış; kamu çalışanlarının ve emeklilerin alım gücü reel olarak ciddi biçimde gerilemiştir. TÜİK tarafından açıklanan resmi enflasyon ile çarşıda, pazarda, mutfakta vatandaşın birebir yaşadığı enflasyon aynı değildir. Maaşlar, her yıl TÜİK’in açıkladığı enflasyonun gerisinde kalırken gerçek hayat pahalılığı da çalışanlarımızı etkilemeye devam etmektedir. Her ne kadar dönem sonlarında verilen enflasyon farkı kamuoyuna olumlu bir gelişme gibi sunulsa da bu uygulama, aslında maaşların yıl boyunca eridiğinin ve enflasyona yenik düştüğünün açık bir belgesidir.
“ENFLASYON FARKI ZAM DEĞİL, KAYBEDİLEN ALIM GÜCÜNÜN GECİKMELİ VE EKSİK TELAFİSİDİR”
Defalarca ifade ettiğimiz gibi, enflasyon farkı bir zam değil; kaybedilen alım gücünün gecikmeli ve eksik telafisidir. Bir başka ifadeyle enflasyon farkı, bir yıl boyunca sıfır zamla yaşandığının resmî adıdır.
TÜİK’in, 2025 yılının aralık ayına ilişkin enflasyon verileriyle birlikte 2025 yılının tamamına ait enflasyon oranı, maaşlardaki erime ve memur ile emeklilere uygulanacak maaş artışları da kesinleşti. Buna göre aralık ayı enflasyonu %0,89, 2025 yılının tamamı için resmi enflasyon ise %30,89 oldu.
Bu veriler ışığında baktığımızda, 2025 temmuz ayında yapılan %5’lik maaş artışının enflasyon karşısında eridiğini ve maaşların reel olarak %7,2 oranında değer kaybettiğini üzülerek görmekteyiz. Başka bir anlatımla, 2025’in son altı ayında gerçekleşen resmi enflasyon, memur ve emekliye yapılan maaş artışını 1,5’e katlamıştır. 2024 yılında kümülatif olarak enflasyonun 15,37 puan gerisinde kalan memur maaşları sonradan yapılan enflasyon farkı ödemeleri ile enflasyonla eşit hale getirilmişti.
Bugün açıklanan rakamlar neticesinde maaşların 2025 yılında toplamda 18,53 puan eridiği ortaya çıktı. Şimdi bütün basında ve kamuoyunda memur maaşlarının % 18,6 oranında artacağı ifade edilecektir. Halbuki durum farklıdır.
Maaşların ilanında elma ile armut karıştırılmakta, enflasyon farkı da sanki maaş zammı gibi sunulmaktadır. Aslında enflasyon farkı ile 2025 yılı için memur ve emeklilerin maaş zamları sıfıra eşitlenmiş olacak. Gerçekleşen enflasyon ile ücret artışları arasındaki bu derin farkın ekonomik gerekçelerle açıklanması mümkün değil. Bu tablo, düşük ücret politikasının doğal bir sonucudur. Bu rakamlar, maaşların yalnızca enflasyon karşısında değil zorunlu harcamalardaki artış nedeniyle, alım gücü açısından da ciddi biçimde gerilediğini ortaya koymaktadır.
Ortaya çıkan bu tablo, kamu çalışanları ve emekliler açısından bir ekonomik çıkmaza işaret etmektedir. Tutmayan hedeflerin maliyeti kamu görevlileri ve emeklilere yüklenmemelidir. Kamu görevlileri büyük bir mağduriyet tablosuyla karşı karşıyadır. Bu gidişata derhal müdahale edilmesi zorunludur. 8. Dönem Toplu Sözleşme Görüşmeleri sonunda Hakem Kurulu, ocak ayında maaşlara %11 artış yapılmasına karar vermişti.
Bu düzenlemeye göre 2026 yılı ocak ayında en düşük memur maaşı, enflasyon farkı da eklendiğinde, vergi istisnası dahil çıplak olarak 48 bin 502 TL’den 56 bin 878 TL’ye yükseltilecektir. Yani en düşük memur maaşına yapılan toplam artış 8 bin 376 TL’dir. Ortalama memur maaşı ise ocak ayında 10 bin 197 TL artışla 58 bin 34 TL’den 68 bin 221 TL’ye çıkacaktır. Bu halde memur maaşları yoksulluk sınırının altında; emekli maaşları ise açlık sınırının altında kalmıştır. Kamu çalışanlarının ve emeklilerin maaşı ancak ayın ilk 15 gününe yetmektedir. Ayın ikinci yarısı ise borcun ve sıkıntının başladığı dönem olmaktadır.
Bu artış, çalışanlar ve emekliler açısından umut vadetmemektedir. Bir yanda her geçen gün ağırlaşan hayat şartları, diğer yanda hızla eriyen ücretler; kamu çalışanlarını ve emeklileri ciddi bir ekonomik sıkıntıya sürüklemektedir. Bu tablonun mutlaka değiştirilmesi gerekmektedir. 2026 bütçesine bakıldığında idarenin, brüt bütçe gelirlerinin %97,5’ini vergi gelirlerinden elde etmeyi planladığı görülmektedir. Vergi gelirlerinin büyük bölümü ise gelir vergisi ve dolaylı vergilerden oluşmaktadır. Buna karşın, enflasyon farkı hariç tutulduğunda 2026 yılında memur maaşlarına %11+7 ve seyyanen 1000 TL; kümülatif % 21 zam yapılması kararlaştırılmıştır.
“YAŞANAN KAYIPLARIN TELAFİSİ İÇİN ACİLEN EK ZAM YAPILMALI, REFAH PAYI VERİLMELİDİR!”
Bu artış oranları, adil ve hakkaniyetli bir yaklaşımı yansıtmamaktadır. Vergi gelirlerindeki artış beklentileri, dolaylı vergiler yoluyla dar ve sabit gelirlilere bindirilen yük ve tutmayan enflasyon hedeflerine dayalı maaş artışları, 2026 yılı için endişelerimizi artırmaktadır. Eğer 2026 için memur ve emekliler lehine bir revizyon yapılmazsa, gelir dağılımındaki adaletsizlik daha da derinleşecektir. Nimette de külfette de adalet esastır. Külfeti memura yükleyip nimeti esirgemek kabul edilemez. Bu gerçekler karşısında kamu çalışanlarının maaşları hedeflenen değil gerçekleşen rakamlar üzerinden değerlendirilmelidir. Yaşanan kayıpların telafisi için kamu çalışanlarına ek zam yapılmalı, alım gücünün artırılması amacıyla refah payı verilmelidir.
Geçtiğimiz günlerde Türkiye ekonomisinin üçüncü çeyrekte %3,7 oranında büyüdüğü kamuoyuna açıklanmıştır. Türkiye ekonomisi son 21 çeyrektir, yani yaklaşık 5,5 yıldır kesintisiz bir büyüme trendi içerisindedir. Ancak üzülerek ifade etmek isteriz ki, rakamlarla ifade edilen bu büyüme memurun, emeklinin, dar ve sabit gelirlinin sofrasına aynı şekilde yansımamaktadır Bir tarafta büyüyen bir ekonomi tablosu çizilirken, diğer tarafta memurun ekonomisi küçülmektedir. Biz buna razı değiliz. Biz, büyümenin rakamlarda değil, hayatın içinde hissedilmesini istiyoruz. Kamu çalışanlarının ve emeklilerin yaşam standartlarının korunması ve iyileştirilmesi için memur ve emeklilere özgü düzenlemeler artık ertelenemez bir zorunluluk hâline gelmiştir.
Ekonomik zorlukların toplumun her kesiminde yoğun biçimde hissedildiği bu dönemde hem büyümenin tabana yayılması hem de memurlarımızın refah seviyesinin korunması elzemdir. Kamu çalışanlarımız, devletin yükünü omuzlayan, milletine gece gündüz hizmet eden fedakâr bir kesimdir. Bu insanların ailesinin geçimini sağlayabilmesi, geleceğe güvenle bakabilmesi, sosyal devlet olmanın en temel gereğidir. Yüksek enflasyon ortamında kamu çalışanlarının maaşlarının hızla erimesi yalnızca memurlarımızı değil dolaylı olarak tüm toplumu olumsuz etkilemektedir. Çünkü memurun alım gücü düştüğünde piyasa daralır, ekonomi yavaşlar, sosyal denge bozulur.
Biz, Türkiye Kamu-Sen olarak dün olduğu gibi bugün de memurlarımızın hakkını savunmaya, ekonomik koşullarının iyileştirilmesi için kararlı bir şekilde mücadele etmeye devam edeceğiz. Bu noktada beklentimiz, yetkililerin haklı taleplerimize kulak vermesi ve kamu çalışanlarının yaşam standartlarını koruyacak adımları gecikmeden atmasıdır. Buradan bir kez daha altını çizerek ifade ediyoruz: Kamuda yalnızca memurlarımızın alamadığı bayram ikramiyesi uygulaması, adalet ve eşitlik ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Memurlar da bu devletin görevlisidir ve bayram ikramiyesini herkes kadar hak etmektedir. Bu talep ne abartılıdır ne de ayrıcalık istemektedir; bu talep insani, vicdani ve hakkaniyetlidir. Kamuda bayram ikramiyesi alamayan tek kesim olan memurlarımızın artık daha fazla ihmal edilmemesi, yok sayılmaması gerekmektedir.
“KAMU ÇALIŞANLARININ VERGİ ORANLARI YÜZDE 15’E SABİTLENMELİDİR!”
Çalışanlarımızın alım gücünü artırmanın yolu, adil ücret ve vergi politikalarından geçmektedir. Bütçe gelirleri neredeyse tamamen vergiye endekslenmiş, dolaylı vergiler yoluyla vergi adaleti ciddi biçimde zedelenmiştir. Gelir vergisi dilimlerinin, memur maaşlarına yapılan artışların gerisinde kalması neticesinde ödenen vergi miktarı maaşlara yapılan zammı aşmaktadır. Vergi sistemi, kayıt altındaki dar ve sabit gelirli kesim üzerinden yürütülmekte; üst gelir gruplarıyla dar gelirli arasındaki yük farkı adaletsiz biçimde açılmaktadır. Vergi politikaları vergiyi tabana değil, tavana yayacak şekilde düzenlenmeli; herkesin gelirine göre vergi ödediği, servet transferinin alttan yukarı değil, yukarıdan aşağı doğru olduğu bir sisteme geçilmelidir. Bu çerçevede, gelir vergisi dilimlerinin ekonomik gerçeklere uygun biçimde yükseltilmesi ve ücretliler açısından gelir vergisi oranının %15 seviyesinde sabitlenmesi büyük önem taşımaktadır. Türkiye Kamu-Sen olarak vergide adaletin sağlanmasını ve çalışanlarımızın alım gücünü artıracak adımların atılmasını bekliyoruz.
“İLAVE EK ÖDEME MEMUR EMEKLİLERİNE HEMEN VERİLMELİDİR!”
Memur emeklileri, bugün ülkemizin en mağdur kesimlerinden biridir. Emekli aylığına yansımayan ödemeler nedeniyle hem maaşları hem de emekli ikramiyeleri son derece düşük kalmakta, çalışırken alınan ücret ile emekli aylığı arasındaki bağ tamamen kopmuş durumdadır. Bir memur, çalışırken ödediği primin, yaptığı görevin ve aldığı maaşın karşılığını emekli olduğunda alamamaktadır. Bir memur, çalışırken eşit maaş aldığı bir işçiye oranla yarı yarıya daha düşük emekli maaşı almaktadır. 5510 sayılı Kanunun yarattığı ikili yapı bu adaletsizliği daha da derinleştirmiştir. 2008 Ekim ayı öncesi ve sonrası göreve başlayan memurlar arasında sosyal güvenlik ve emeklilik hakları bakımından ciddi farklar bulunmaktadır. Bu durum ne eşitlik ne adalet ne de sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmaktadır.
2023 yılı temmuz ayında yürürlüğe giren ilave ek ödemenin emekli maaşlarına yansıtılmamasıyla görev aylığı ile emekli maaşı arasındaki uçurum daha da büyümüştür. Memur emeklilerine çalışırken aldıkları maaşın yalnızca %45’i oranında emekli maaşı bağlanması, sistemin ne kadar adaletsiz olduğunu açıkça göstermektedir. Bu şartlar altında kamu çalışanlarının emekli olduğunda hayat standardını koruması mümkün değildir. Bu nedenle memurlar emekliliği bir hak olarak değil, adeta bir risk olarak görmekte; 65 yaşına kadar çalışmak zorunda kalmaktadır. Sosyal devlet, vatandaşına çalışırken de emekli olduğunda da onurlu bir yaşam sağlamakla yükümlüdür. Yıllarca devletimize hizmet etmiş emeklilerin hayat standardını korumak, açlık sınırının üstünde bir maaşla huzur içinde yaşamasını sağlamak, önceliğimiz olmalıdır.
“BİRİNCİ DERECEYE GELEN MEMURLARA 3600 EK GÖSTERGE VERİLMELİDİR!”
Ek gösterge bilhassa memur emeklilerinin maaşlarını doğrudan ilgilendirdiği için emekli maaşlarının belirlenmesi bakımından hayati öneme sahiptir. Bu doğrultuda Sayın Cumhurbaşkanının daha önce verdiği sözün gereği yerine getirilmeli, 1. Dereceye gelen bütün kamu görevlilerinin ek göstergeleri 3600’e yükseltilmeli, TRT çalışanlarının ek göstergeden kaynaklı hak kayıpları karşılanmalıdır. Kamu personel rejiminin kanayan yarası Yardımcı Hizmetler Sınıfı personelinin de beklentileri vardır. Kamuda en düşük ücretli kesim olan yardımcı hizmetler sınıfı personelin mağduriyetini gidermenin en uygun yolu bu çalışanlarımızın yaptıkları işlere ve eğitim seviyelerine uygun görevlerin bulunduğu Genel İdare Hizmetleri Sınıfına geçirilmeleridir. Bununla birlikte kamuda çalışanlarımızın nitelikleri, görev, yetki ve sorumluluklarıyla doğru orantılı bir ücretlendirmeye tabi tutulmadığını da üzülerek görmekteyiz.
İdareci sınıfındaki personelimizin, ülkemizde akademik çalışma yapan ve milletimizin entelektüel birikimine, ilim ve bilimine katkıda bulunan akademisyen ve öğretmenlerimizin durumlarının da iyileştirilmesi gerekmektedir. Ayrıca kamuda görev yapan mühendis, avukat, biyolog, kimyager, veteriner hekim, bilişim uzmanı gibi mezun oldukları yükseköğrenim programında elde ettikleri unvanlarda görev yapan personelin de eğitim durumlarıyla ve ifa ettikleri görevleriyle orantılı mali ve özlük haklara kavuşturulması bir başka talebimizdir. Bu çerçevede her zaman ifade ettiğimiz gibi Mühendislik Meslek Kanunu çıkartılarak mesleki gelişim teşvik edilmeli, görev yetki ve sorumlulukla orantılı, bilgi ve tecrübeyi ödüllendirecek bir sistem getirilmelidir diyoruz.
“TEKNİK HİZMETLER SINIFINDA GÖREV YAPAN PERSONELİN SORUNLARI GİDERİLMELİDİR!”
Teknik Hizmetler Sınıfında görev yapan personelin ve avukatların da mali ve sosyal hakları, ek ödeme, ek gösterge, özel hizmet tazminatı ve diğer ödemeleri yürüttükleri görevlerin niteliklerine uygun olarak yükseltilmelidir. Ayrıca, son yıllarda ortaya konulan ücret politikaları neticesinde kamuda ücret adaleti büyük yara almış, aynı işi yapan ama statüleri farklı çalışanlar arasında büyük bir ücret uçurumu oluşmuştur. Bu durum çalışma barışını da zedelemektedir. Bu nedenle kamuda statü farklılıklarından dolayı oluşan ücret farklılığı giderilmeli, yatay ve dikey ücret dengesi kurularak adaletli bir ücret sistemi oluşturulmalıdır.
“ÇALIŞMA HAYATININ HER BİR SORUNU İÇİN MÜCADELEMİZ SÜRECEK”
Bütün bu açıklamalarımız çerçevesinde 2026’nın memur ve emeklilerimiz adına olumlu bir yıl olması amacıyla 2026 yılı boyunca, öncelikle hayata geçirilmesi için mücadele edeceğimiz taleplerimiz şu şekildedir:
- Memur ve emekliler için öngörülen 2026 yılı zam oranları gözden geçirilmeli, gerçekleşen enflasyon temelinde yeni bir ücret artışı belirlenmelidir.
- Kamu görevlilerinin yaşadığı mağduriyetlerin giderilmesi için kamu görevlilerine ve emeklilere ek zam yapılmalıdır.
- Eriyen maaşların telafisi için refah payı uygulamasına geçilmeli, her maaş zammı döneminde artışların üzerine refah payı eklenmelidir.
- Enflasyon farkı ortaya çıktığı ay itibarı ile maaşlara yansıtılmalıdır.
- Statü farklılığından dolayı ortaya çıkan ücret dengesizliği giderilmelidir.
- 2023 yılında uygulamaya konulan ilave ek ödeme emekli maaşlarına da yansıtılmalı, memurlara yapılan bütün ödemeler emekli maaşı ve ikramiye hesaplamasında değerlendirilmelidir.
- Birinci dereceye gelen tüm kamu görevlilerine 3600 ek gösterge verilmesi için gerekli yasal düzenleme bir an önce çıkarılmalıdır.
- Çalışanların vergi dilimleri %15’te sabitlenmelidir.
- Yardımcı hizmetler sınıfı personeli genel idare hizmetleri sınıfına geçirilmeli, yeni hizmet sınıfları ihdas edilmelidir.
- Mühendis, avukat, sağlık çalışanı, veteriner hekim, biyolog, teknik hizmetler sınıfı, öğretmen, akademisyen gibi çalışanlarımızın talep ve beklentilerini karşılayacak, özlük haklarını ve çalışma koşullarını iyileştirecek düzenlemeler bir an önce hayata geçirilmelidir.
- 2008 öncesi ve sonrasında göreve başlayanlar açısından ortaya çıkan çifte standart kaldırılmalı, memurların sosyal güvenlik ve emeklilik hakları 2008 öncesinde olduğu gibi belirlenmeli, en düşük emekli maaşı yükseltilmelidir.
- Memurlara da dini bayramlar öncesinde bayram ikramiyesi verilmelidir.
- Aile yardımı ve çocuk parası gibi mevcut sosyal yardımlar günün şartlarına uygun şekilde yükseltilmeli, kira yardımı başta olmak üzere kreş, ısınma, yol, yemek gibi yeni yardım kalemleri oluşturulmalıdır.
- Aile birliğinin sağlanması ve evliliklerin teşvik edilmesi için gerekli tüm önlemler 2026 yılı içinde hayata geçirilmelidir.
Türkiye Kamu-Sen olarak yukarıda sıraladığımız taleplerimizin öncelikli olarak hayata geçirilmesi amacıyla ilkelerimiz çerçevesinde, 2026 yılında her türlü girişimde bulunacak, her türlü eylem ve etkinliği gerçekleştireceğiz.
Sürdürülmesi imkânsız hale gelen aile bütçesinin rahatlatılması için Türkiye Kamu-Sen teşkilatları olarak 2026 yılında da teyakkuz halinde olacağız.
Görüldüğü üzere uzun bir zaman boyunca kamu çalışanlarımız ve emeklilerimiz adına çözümsüz kalan sorunlar birikmiş, artık adeta içinden çıkılamaz bir yumak halini almıştır. Bu sorunlar yumağını samimi bir yaklaşımla ve karşılıklı müzakere yoluyla çözmek zorundayız.
“GÜVENCESİZ SÖZLEŞMELİ İSTİHDAMA SON VERİLMELİ!”
Kamuda, kadrolu istihdamı kırmızı çizgimiz olarak görüyor, her türlü güvencesiz ve sözleşmeli istihdamına son verilmesini istiyoruz. Liyakat ve ehliyet esaslı bir kamu personel sistemi içinde ilk atamalarda ve görevde yükselme sınavlarında mülakat uygulamasının kaldırılması gerektiğine inanıyoruz. Devlete karşı işlenen suçlar ile yüz kızartıcı suçlar dışında bir nedenle disiplin cezası almış olan kamu görevlilerine şartları belirlenmek kaydıyla af getirilmesini talep ediyoruz. 2016 yılından sonra göreve başlayanlara da ilave 1 derece verilmesini, kamu çalışanlarının göreve başlangıç derecelerinin bir derece yükseltilerek ilave derece sorununun gündemden tamamen çıkarılmasını istiyoruz.
“YENİ BİR KAMU PERSONEL REJİMİNDE ISRARCIYIZ!”
Görüldüğü kadarıyla kamu personel rejimi ve toplu sözleşme sistemi, mevcut haliyle kamu çalışanlarının ve emeklilerin beklentilerini karşılamakta, sorunlarını çözmekte yetersiz kalıyor. Nitekim geçtiğimiz yıl gerçekleştirilen 8. Dönem toplu Sözleşme Görüşmeleri, özellikle sendikalar kanununun ve toplu sözleşme sisteminin defolarını açık bir biçimde ortaya koydu.
Kısır çekişmelerin, gereksiz tartışmaların ve yersiz bir biçimde sorgulanan kurumların gölgesinde verimsiz bir süreç yaşadık.
Yetkili sendikanın önce “Kamu Görevlileri Hakem Kuruluna katılmayacağım” deyip sonrasında yaptığı U dönüşü, Hakem Kurulu’nun da adeta bu tartışmaları haklı çıkarırcasına aldığı tek taraflı kararlar, memur ve emeklilerimizi 2026 ve 2027 yıllarında da bir belirsizliğe mahkûm bıraktı.
Dolayısıyla, kamuda hakkaniyeti, liyakati, kadrolu ve güvenceli istihdamı, adil bir ücret sistemini esas alan yeni bir kamu personel rejimine;
Katılımcı, çözüm odaklı, kapsayıcı, uluslararası sözleşmelerle uyumlu, grevli, toplu sözleşmeli, siyasete katılma hakkını esas alan bir toplu sözleşme sistemine acilen ihtiyaç olduğu tescillendi. Ancak bugün, kamu çalışanlarımız ve emeklilerimizin daha fazla bekleyecek takati kalmamıştır.
Özellikle ekonomik konularda bir desteğe mutlak surette ihtiyaçları vardır. 2026 yılının ilk günlerinde memur ve emeklilerimize can suyu olacak tedbir önerilerimizin mutlak surette dikkate alınması gerekmektedir. Biz, 25 milyonluk büyük bir ailenin sesi olarak buradayız.
Ülkemizin her köşesinde deprem, sel, yangın, afet demeden en iyi kamu hizmetini üretmek için çaba sarf eden ve milli gelire büyük katkıda bulunan memurlarımızın beklentilerine cevap verecek tedbirlerin alınması hepimizin arzusudur.
Beklentimiz, büyük haksızlıklara uğramış ve ekonomik zorluklar içinde bulunan memur ve emeklilerimizin gözetilmesi ve çalışan memnuniyetinin sağlanması yönündedir.
Kamu görevlilerimizin ihmalden kurtulmaları, ailelerin geleceğe umutla bakabilmeleri, ekonomi politikalarının insan odaklı yaklaşımına bağlıdır.
Yetkililerimizin, 25 milyonluk dev bir aileyi daha fazla ihmal etmeyeceği inancını taşıyor, toplantımıza iştirak eden tüm misafirlerimize teşekkür ediyorum.
Başta kamu çalışanlarımız olmak üzere, sizlerin ve tüm milletimizin yeni yılını bir kere daha tebrik ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum” diyerek sözlerini noktaladı.
