Şarj edilebilir hibritlerde büyük hayal kırıklığı!
Türkiye’de akaryakıt fiyatlarının yüksekliği, araç pazarında gözleri "az yaktığı" söylenen şarj edilebilir hibrit (PHEV - Plug-in Hybrid) modellere çevirmişti. Ancak otomotiv dünyasını sarsan yeni bir araştırma, kağıt üzerindeki o muazzam tasarruf verilerinin gerçek hayatta tam bir hayal kırıklığı olduğunu ortaya koydu.

Almanya merkezli Fraunhofer Enstitüsü’nün Avrupa çapında yaptığı dev araştırma, fişe takılıp şarj edilebilen hibrit araçların gerçekte fabrika verilerinden %300 oranında (yaklaşık 3 ila 5 kat) daha fazla yakıt tükettiğini kanıtladı.
Avrupa Çevre Ajansı (EEA) veritabanındaki 1 milyonun üzerinde kullanım verisini inceleyen araştırmacılar, 2021-2023 yılları arasında trafiğe çıkan 981 binden fazla benzinli ve dizel PHEV aracın yol bilgisayarı verilerini mercek altına aldı.
Sonuçlar, bayilerde bize sunulan o cazip rakamların gerçek hayatla uzaktan yakından alakası olmadığını gösteriyor. Resmi testlere (WLTP) göre 100 kilometrede ortalama 1.4 ila 1.7 litre gibi ütopik seviyelerde yakıt harcaması beklenen bu araçlar, gerçek kullanımda 5.9 ile 6.2 litre arasında benzin veya mazot tüketiyor.
LÜKS SEGMENTTE FATURA DAHA AĞIR: 10 LİTREYİ BULUYOR!
Araştırma, markalar arasındaki uçurumu da gözler önüne serdi. Türkiye'de de çok satan Toyota, Hyundai ve Kia gibi Uzak Doğu markalarının şarj edilebilir hibritleri nispeten daha makul tüketim değerleri sunarken, iş "premium" sınıfa gelince tablo değişiyor.
Özellikle Mercedes-Benz, BMW ve Volvo gibi lüks markaların devasa PHEV modelleri, şarj edilmediklerinde 100 kilometrede 8 ile 10 litre arasında yakıt tüketiyor. Yani tasarruf etmek için alınan o teknolojik araçlar, batarya boşken adeta birer yakıt canavarına dönüşüyor.
PEKİ NEDEN BU KADAR ÇOK YAKIYORLAR?
Uzmanlara göre, kağıt üzerindeki verilerle İstanbul trafiği veya uzun yoldaki gerçek tüketim arasındaki bu devasa farkın üç temel sebebi var:
"Fişe Takma" Üşengeçliği: Türkiye'de de sıkça gördüğümüz bir durum; kullanıcılar araçlarını prize takmaya üşeniyor veya şarj altyapısı bulamıyor. Batarya dışarıdan şarj edilmeyip, sürüş sırasında benzinli motor gücüyle doldurulmaya çalışıldığında yakıt tüketimi tavan yapıyor.
Şirket Araçları Etkisi: Araştırmaya göre, şirket üzerine kayıtlı PHEV'lerde tüketim çok daha yüksek (100 km'de ortalama 8 litre civarı). Çünkü yakıt masrafını şirket karşıladığı için, çalışanlar aracı şarj etme zahmetine hiç girmiyor. Sadece bireysel kullanıcılar aracı gerçekten "hibrit" mantığına uygun kullanmaya çalışıyor.
Gerçek Dışı Test Standartları: Laboratuvar testleri, sizin her sabah evden %100 dolu bataryayla çıktığınızı varsayıyor. Oysa gerçek hayatta motor; ısıtma yapmak, ani hızlanmalarda güç vermek veya batarya boşaldığında sistemi sırtlamak için sürekli devreye giriyor.
ÇEVRECİLİK İDDİASI DA ÇÖKTÜ
Bu araçların "çevreci" olduğu iddiası da rafa kalkmak üzere. Fabrika verilerinde kilometrede 30-39 gram olarak gösterilen karbon (CO₂) salınımı, gerçekte 140-147 gram seviyelerinde. Yani standart bir benzinli araçtan pek de farkları yok.
Avrupa Birliği'nin bu tablo karşısında acil önlemler alması bekleniyor. Gelecekte bu araçların "hibrit" sayılabilmesi için en az 100-150 km gerçek elektrikli menzil sunması zorunlu hale getirilebilir.
TÜRK TÜKETİCİSİ İÇİN ÖZET: ALMALI MI, ALMAMALI MI?
Bu dev araştırmanın araç satın almayı planlayan tüketicilere verdiği mesaj çok net:
Eğer kapalı otoparkınızda veya iş yerinizde kendinize ait bir şarj noktanız yoksa ve bu aracı her akşam tıpkı cep telefonunuz gibi şarj etmeyecekseniz, şarj edilebilir hibrit (PHEV) almanın hiçbir esprisi yok. Aksi takdirde, aracın bagajında yüzlerce kiloluk ölü bir batarya ve elektrik motoru taşırken, standart benzinli bir araçtan çok daha fazla yakıt parası ödemek zorunda kalabilirsiniz.
