Emekli maaşlarında taban aylık çıkmazı
2019 Ocak ayında 650 bin kişiyi korumak amacıyla başlatılan "en düşük emekli aylığı" uygulaması, 7 yılda 7,5 kat artışla 5 milyona yakın vatandaşı aynı maaşta eşitleyen devasa bir yapıya dönüştü. Prim-kazanç ilişkisinin zayıfladığı sistemde, emekli aylıkları sigorta ödemesi olmaktan çıkıp Hazine destekli bir sosyal yardım modeline evrildi. Daralan maaş makası emekliler arasında adalet tartışmalarını beraberinde getiriyor.

En düşük Emekli aylığı uygulaması ilk defa 2019 Ocak ayında hayata geçirildi. 2018’in sonunda 600 lira ila 900 lira arasında emekli maaşı alan 150 bine yakın vatandaş vardı. İlk kez kamuoyu gündemine giren ve yıllardır tartışılan düzenlemeyle en düşük emeklilerin maaşına 100 lira ile 400 lira arasında zam yapılarak, 1000 liraya tamamlandı.
İlk düzenlemenin ardından en düşük aylık alan emekli sayısı 150 binden 650 bin kişiye çıktı.
Ocak 2019'da 1.000 lira olarak belirlenen taban aylık, Nisan 2020'de bin 500 liraya, Ocak 2022'de 2 bin 500 liraya, Temmuz 2022'de 3 bin 500 liraya, Ocak 2023'te 5 bin 500 liraya, Nisan 2023'te 7 bin 500 liraya, Ocak 2024'te 10 bin liraya, Temmuz 2024'te 12 bin 500 liraya, Ocak 2025'te 14 bin 469 liraya, Temmuz 2025'te 16 bin 881 liraya ve Ocak 2026’da ise 20 bin liraya yükseltildi.
7 YILDA 7,5 KATA YAKIN ARTIŞ
Başlangıçta 650 bin vatandaşı kapsayan taban aylık uygulaması, 2026 yılına gelindiğinde yaklaşık 7,5 kat artarak 4 milyon 917 bin kişiyi içine alan devasa bir yapıya dönüştü.
Toplam 17,7 milyon emeklinin bulunduğu sistemde, artık her 3-4 vatandaştan birinin 'taban aylık' seviyesinde eşitlenmiş olması dikkat çekiyor. Her ne kadar emeklileri koruma kalkanı olarak devreye alınsa da sistemin en büyük çıkmazı, prim miktarından ziyade Hazine tarafından yapılan "tamamlama" yönteminin baskın hale gelmesinde yatıyor. On yıllar boyunca yüksek kazanç üzerinden prim yatıran çalışanlar ile asgari düzeyde ödeme yapanlar artık emeklilik döneminde aynı maaşta buluşuyor.
HER ZAM DÖNEMİNDE AYNI TARTIŞMA
Gelir farklarının ortadan kalkması, "ne kadar çok prim, o kadar yüksek maaş" ilkesini kağıt üzerinde bırakırken, emekliler arasında adalet duygusunun zedelenmesine yol açıyor. Normal şartlarda yapılan yüzdelik zamlar kişinin asıl maaşına yansıtılıyor ancak ortaya çıkan rakam 20 bin liralık sınırı aşmadığı sürece ele geçen para değişmiyor. Hazine desteğiyle yapılan iyileştirmeler, bir noktadan sonra emekli aylığını sigorta ödemesi niteliğinden uzaklaştırıp devlete bağlı bir sosyal yardım modeline yaklaştırıyor.
EYT gibi düzenlemelerle sisteme dahil olan ve kök maaşı düşük kalan her yeni vatandaş, mecburi bir ekonomik eşitlenmenin parçası oluyor. Ortaya çıkan tablo, çalışma hayatındakilerin geleceğe yönelik prim motivasyonunu düşürürken, ekonomi yönetimini de kapsamlı bir reform ile bütçe disiplini arasında zorlu bir tercihle karşı karşıya bırakıyor.
Cabir TURĞUT
