Süresiz nafakaya ilişkin iptal eden kararı yayımlandı
Anayasa Mahkemesi, Türk Medeni Kanunu'ndaki süresiz yoksulluk nafakası düzenlemesini Anayasa'ya aykırı buldu. Mahkeme, Kanun'un 175. maddesindeki "süresiz olarak" ibaresini iptal etti. Karar bugün Resmi Gazete'de yayımlandı. İptal hükmü dokuz ay sonra, 30 Haziran 2027'de yürürlüğe girecek.

Anayasa Mahkemesi, Türk Medeni Kanunu’nda yer alan süresiz yoksulluk nafakası düzenlemesinde önemli bir değişikliğe gitti. Mahkeme, Kanun’un 175. maddesinde yer alan “süresiz olarak” ibaresini Anayasa’ya aykırı bularak iptal etti. Karar bugün Resmi Gazete’de yayımlandı.
Ancak karar, yoksulluk nafakasının tamamen kaldırıldığı anlamına gelmiyor. İptal edilen düzenleme, nafakanın süresiz olmasını öngören ibareyle sınırlı. Kararın ardından nafakanın süresinin, her somut olayın koşulları dikkate alınarak hakim tarafından belirlenmesi öngörülüyor.
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2025/156
Karar Sayısı : 2026/131
Karar Tarihi: 4/6/2026
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Antalya 12. Aile Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 175. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "...süresiz olarak..."' ibaresinin Anayasa'nın 2., 10., 20., 35. ve 41. maddelerine aykınlığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.
OLAY: Boşanma davasında itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun'un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 175. maddesi şöyledir:
“2. Yoksulluk nafakası
Madde 175- Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malt gücü oranında süresiz olarak nafaka isleyebilir.
Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz."
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Haşan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERÎNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN. Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇIL. Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI'nın katılımlarıyla 10/7/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Elif ÇELİKDEMİR ANKITC1 tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kurallan ve bunlann gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Anlam ve Kapsam
3. 4721 sayılı Kanun’un 175. maddesinde yoksulluk nafakası düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasında yoksulluk nafakasının şartlarına yer verilmiştir. Buna göre boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Dolayısıyla süresiz olarak yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için eşin talepte bulunması, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşmesi ve yoksulluğa düşen tarafın boşanmada diğer tarafa göre daha ağır
kusurlu olmaması gerekir. Anılan fıkrada yer alan “...süresiz olarak..." ibaresi itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır.
4. Söz konusu Kanun’un 158. maddesinin ikinci fıkrasında ise evlenmenin butlanına karar verilmesi hâlinde eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesi, tazminat, nafaka ve soyadı hakkında boşanmaya ilişkin hükümlerin uygulanacağı düzenlenmiştir. Dolayısıyla yoksulluk nafakası, evlilik birliğinin butlan veya boşanma nedeniyle sona ermesi hâllerinde de talep edilebilecektir.
5. 4721 Sayılı Kanun’dan önce yürürlükte olan mülga 17/2/1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin 144. maddesinin ilk hâlinde yoksulluk nafakası, bir yıllık süreyle sınırlandırılmış iken; anılan maddede 4/5/1988 tarihli ve 3444 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle yapılan değişlikle söz konusu sûre sının kaldırılmış ve yoksulluk nafakasının süresiz olarak istenmesine imkân tanınmıştır. 4721 sayılı Kanun’un 175. maddesinin gerekçesinde de önceki kanun metninin sadeleştirilerek aynen alındığı ifade edilmiştir.
6. Karşılaştırmalı hukukta boşanma sonrası nafaka yükümlülüğünün süresi bakımından yeknesak bir uygulamanın bulunmadığı görülmektedir. İsviçre hukukunda nafakanın miktarı ve süresi tarafların ekonomik ve kişisel durumları dikkate alınarak somut olayın özelliklerine göre belirlenmekte. Alman hukukunda ise eşlerin kural olarak kendi geçimlerini sağlamaları esası benimsenmekle birlikte belirli hâllerde nafaka talep edilebilmesine imkân tanınmakta ve nafakanın süre bakımından sınırlandırılmasına ilişkin kesin bir azami süre öngörülmemektedir.
7. Benzer şekilde Fransa hukukunda nafakanın esas itibarıyla toplu ödeme şeklinde yerine getirilmesi kabul edilmiş, belirli koşullar altında ödemelerin taksitlendirilmesine ve istisnai olarak ömür boyu irat şeklinde ödeme yapılmasına imkân tanınmıştır.
8. Öte yandan diğer bazı hukuk sistemlerinde boşanma sonrası nafaka yükümlülüğü belirli sürelerle sınırlandırılmıştır. Bu kapsamda İngiliz hukukunda taraflar arasındaki ekonomik bağımlılığın makul bir süre içinde sona erdirilmesi amacına yönelik olarak süreli nafaka uygulaması öngörülmüş, Hollanda hukukunda mahkeme kararıyla aynca süre belirtilmediği hâllerde kural olarak nafaka süresi evlilik süresinin yarısı kadar ve en fazla beş yıl ile sınırlandınlmış, on beş yıldan uzun evliliklerde veya ortak çocuk olması hâlinde farklı ve kademeli azami süreler düzenlenmiştir. Belçika hukukunda ise nafaka süresinin kural olarak evlilik sûresini aşamayacağı kabul edilmekle birlikte nafaka alacaklısının ihtiyaç hâlinin devam etmesi durumunda bu sürenin uzatılabilmesine imkân tanınmıştır.
9. Görüldüğü üzere karşılaştırmalı hukukta boşanma sonrası nafaka yükümlülüğünün süresi bakımından tek bir modelin bulunmadığı, hukuk sistemlerinin kendi toplumlannm sosyal, ekonomik ve hukuki tercihleri doğrultusunda farklı çözümler benimsedikleri anlaşılmaktadır.
10. 4721 sayılı Kanun’un 175. maddesinde yoksulluğa düşme kavramına ilişkin olarak bir tanıma yer verilmemiş olmakla birlikte söz konusu kavramın içeriğinin yargısal uygulama yoluyla somutlaştınldığı anlaşılmaktadır. Yargılayın yerleşik içtihadına göre yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür, eğitim gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamalan karşılayacak düzeyde geliri olmayanlar yoksul olarak
kabul edilmektedir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.1998/2-656, K. 1998/688, 7/10/1998; E.2007/2-275, K.2007/275, 16/5/2007; E.2017/2-2424, K.2019/751, 20/6/2019; E.2022/2- 1268, K.2023/1189, 29/11/2023). Başka bir ifadeyle geçimini kendi mali kaynaklan ve çalışma gücüyle sağlama imkânından yoksun olan taraf, diğer şartların da varlığı hâlinde yoksulluk nafakası talep edebilecektir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2019/2-807, K.2022/1221,4/10/2022).
11. Anılan maddede öngörülen yoksulluğa düşecek tarafın boşanmada diğer tarafa göre daha ağır kusurlu bulunmaması şartı ise eşit veya hafif kusurlu ya da kusursuz bulunan eşe yoksulluk nafakasının verilmesini mümkün kılmaktadır. Maddenin ikinci fıkrasında ise yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için nafaka yükümlüsünün kusurunun aranmayacağı belirtilmiştir.
12. Söz konusu Kanun’un 176. maddesinin birinci fıkrasında yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde (periyodik/belirli aralıklarla) ödenmesine karar verilebileceği, üçüncü fıkrasında irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanın alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkacağı, alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde ise mahkeme karanyla kaldırılacağı hükme bağlanmıştır.
13. Anılan maddenin dördüncü ve beşinci fıkralarında da yoksulluk nafakasının irat biçiminde ödenmesine karar verilen hâllerde tarafların mali durumlannın değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği durumlarda iradın artırılmasına veya azaltılmasına karar verilebileceği; hâkimin talep olması hâlinde, irat biçiminde Ödenmesine karar verilen nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabileceği düzenlenmiştir.
14. Bu itibarla maddenin üçüncü fıkrasında sayılan hâller dışında -koşullar değişmedikçe- nafaka yükümlüsü eski eşin boşanma nedeniyle hayatı boyunca yoksulluk nafakası ödemesi söz konusu olabilecektir.
B. İtirazın Gerekçesi
15. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kural nedeniyle yoksulluk nafakası ödeme yükümlülüğünün kişinin hayatının sonuna kadar devam edebileceği, bu durumun kişinin yeniden evlenmesine, mülk edinmesine, doğacak yeni çocuklarını korumasına engel oluşturacağı, bu nedenle kuralın kişinin özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı ile mülkiyet hakkına ölçüsüz sınırlama getirdiği belirtilerek Anayasa’nın 2.. 10., 20., 35. ve 41. maddelerine aykın olduğu ileri sürülmüştür.
C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
16. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 5. ve 17. maddeleri yönünden de incelenmiştir.
17. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklanna dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa'ya aykın durum ve tutumlardan kaçman, hukukun üstün kurallanyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
18. Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri belirliliktir. Bu ilkeye göre yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ya da kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi de gerekmektedir. Belirlilik ilkesi, hukuksa! güvenlikle bağlantılı olup hukuk güvenliği, normlann öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Bu bakımdan kanunun metni, bireylerin gerektiğinde hukuki yardım almak suretiyle hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek düzeyde kaleme alınmış olmalıdır.
19. itiraz konusu kuralla, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek tarafın kanunda belirtilen koşullan taşıması hâlinde diğer taraftan mali gücü oranında yoksulluk nafakası talep etmesine imkân tanınmıştır. Kuralın lafzı, eşlerden biri lehine süresiz nafakaya hükmedilebilmesine imkân tanımakla birlikte kuralda her durumda süresiz nafakaya hükmedilmesini zorunlu kılan açık bir düzenleme yer almamaktadır. Buna karşılık yerleşik yargısal uygulamada, kuralın emredici nitelikte olduğu, bu nedenle hâkimin nafakanın süresi konusunda takdir yetkisinin bulunmadığı ve irat şeklinde hükmedilen yoksulluk nafakasının kural gereğince süresiz olarak belirlenmesi gerektiği yönünde bir yorumun benimsendiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın herhangi bir tereddüde yer vermeyecek ölçüde açık ve belirli bir düzenleme niteliği taşıdığı söylenemez.
20. Öte yandan Anayasa’nın 17. maddesinde “Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir." hükmüne yer verilmiştir. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığım koruma ve geliştirme hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan devredilmez ve vazgeçilmez haklarındandır.
21. Anayasa'nın 5. maddesi insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartlan hazırlamayı devletin temel amaç ve görevleri arasında saymıştır. Anayasa’nın 17. maddesinde temel haklar olarak güvence altına alınan maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkının etkili bir şekilde korunabilmesi yalnızca devletin bu haklara müdahaleden kaçınmasına bağlı değildir. Anayasa’nın anılan maddeleri uyarınca devletin bu konuda pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır. Söz konusu yükümlülükler bazı durumlarda temel hakların korunması için belirli tedbirlerin alınmasını gerektirmektedir (AYM, E.2025/4, K.2025/101, 22/4/2025, § 16).
22. Devletin söz konusu pozitif yükümlülüğü, kişinin maddi ve manevi varlığına yönelen müdahaleleri önlemek, önlenememiş olan müdahalelere yönelik olarak da bu müdahalelerden doğan zaran tespit ve tazmin edecek etkili mekanizmalar kurmak, bu kapsamda gerekli usule ilişkin güvenceleri sunan yargısal prosedürleri sağlamak, bu suretle yargısal ve idari makamların kişilerin idare, ve özel kişilerle olan uyuşmazlıklarında etkili ve adil bir karar vermelerini temin etmek sorumluluğunu da içermektedir (AYM, E.2025/4, K.2025/101,22/4/2025, § 17; E.2021/82, K.2022/167,29/12/2022, § 49).
23. Kuralla evlilik birliğinin sona ermesiyle yoksulluğa düşecek taraf lehine geçimini sağlamak amacıyla şartlan bulunduğu müddetçe süre sınırlaması olmaksızın yoksulluk nafakasına hükmedilmesine imkân tanınması suretiyle nafaka alacaklısının maddi ve manevi varlığının korunması bakımından giderim yolu öngörülmektedir. Bununla birlikte kuralda nafaka borçlusu olan tarafa süresiz olarak mali nitelikte ödeme yükümlülüğünün öngörülmesi nedeniyle kuralın nafaka borçlusunun maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkı üzerinde doğrudan bir etkisi bulunmaktadır.
24. Bu itibarla Yargıtay kararlan ve öğretide de ifade edildiği gibi evliliğin taraflara yüklediği dayanışma ve yardımlaşma yükümlülüğünün evlilik birliğinin sona ermesinden sonra kısmen devam etenesi ilkesini temel alan yoksulluk nafakasının süresiz olarak hükmedilmesinin, nafaka yükümlüsü ile yoksulluğa düşen eşin karşılıklı menfaatlerinin devletin Anayasa'nın 5. ve 17. maddelerinden kaynaklanan pozitif yükümlülüğü çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.
25. Kanun koyucunun kişilerin maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkı bağlamında pozitif yükümlülüklerini yerine getirirken yapacağı düzenlemelerde anayasal sınırlar içinde kalmak kaydıyla geniş bir takdir yetkisinin bulunduğu açıktır. Öte yandan özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklarda devletin söz konusu yükümlülüğü yerine getirirken tarafların karşılıklı hak ve menfaatlerini gözetmesi gerekir. Bu bağlamda bu alanda yapılacak düzenlemeler, her iki tarafın menfaatlerini mümkün olduğunca dengelemeli ve taraflardan biri aleyhine ölçüsüz sonuçlara neden olmamalıdır. Dolayısıyla menfaatler arasındaki makul dengenin bozularak taraflardan biri aleyhine aşın ve olağan dışı bir külfet yüklemesi, pozitif yükümlülüklere aykınlık oluşturabilir.
26. Kuralla ilgili olarak kişinin maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkı bağlamında devletin pozitif yükümlülüğü incelenirken boşanmada evliliğin süresi, eşlerin yaşı ve sağlık durumu, ekonomik ve sosyal durumları, bağlanan nafakanın süresinin nafaka borçlusunun boşanma sonrasındaki hayatına etkisi, çalışma hayatına katılma imkânının bulunup bulunmadığı gibi birçok ölçütün dikkate alınıp alınmadığının değerlendirilmesi gerekir. Zira bu ölçütler çatışan haklar arasındaki dengenin oluşturulması açısından oldukça önemlidir.
27. 4721 sayılı Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 175. maddesi uyarınca boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek taraf, boşanmada eşit veya daha az kusurluysa geçimini sağlayabilmek için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak yoksulluk nafakası talep edebilmektedir. Anılan maddeye göre ayrıca nafaka yükümlüsünün kusursuz olması nafaka yükümlüsü olmasına engel oluşturmamaktadır. Başka bir ifadeyle madde kapsamında kusursuz eşin dahi boşanma nedeniyle sürekli olarak nafaka ödemekle sorumlu tutulması mümkündür. Alacaklı tarafın yeniden evlenmesi veya evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması, haysiyetsiz hayat sürmesi veya taraflardan birinin ölümü gibi hâllerden biri gerçekleşmedikçe nafaka borçlusunun bu yükümlülüğü devam etmektedir. Diğer bir ifadeyle nafaka alacaklısına bağlı evlenme, birlikte yaşama, geçimini sağlama, haysiyetsiz hayat sürme veya ölüm gibi bazı durumlar gerçekleşmedikçe nafaka borçlusunun borcu hayatı boyunca devam edecektir.
28. Anayasa Mahkemesi 17/5/2012 tarihli ve E.2011/136, K.2012/72 sayılı kararında, itiraz konusu kuralı Anayasa’nın 2. maddesi kapsamında incelemiştir. Anayasa Mahkemesi anılan kararında süresizlik unsurunun nafaka alacaklısının her halükârda yaşamı boyunca yoksulluk nafakası alacağı anlamına gelmediğini, yoksulluk nafakasının sosyal dayanışma ve ahlaki düşüncelerin bir sonucu olduğunu, süresiz nafaka öngörülmesinin ise
sosyal hukuk devleti ilkesinin bir gereği olduğunu belirterek kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığı sonucuna ulaşmıştır. Anılan gerekçede itiraz konusu kuralın her durumda süresiz nafaka verilmesi zorunluluğunu öngörmediği değerlendirilmiştir.
29. Öte yandan Anayasa Mahkemesinin anılan kararından sonra da uygulamada itiraz konusu ibarenin emredici nitelikte olduğu yönündeki yaklaşımın sürdüğü görülmektedir. Bu kapsamda kuralın, yoksulluk nafakasının süresi bakımından hâkime herhangi bir takdir yetkisi tanımadığı, nafakanın süresinin somut olayın özellikleri veya haklı sebepler gözetilerek belirlenmesini öngörmediği, anılan Kanun'un yoksulluk nafakasının süresiz olmasını açıkça benimsediği, dolayısıyla nafakanın belirli bir süreyle smırlandınlmasmın kanuna açıkça aykırılık teşkil edeceği (benzer yönde bkz. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2016/8859. K.2017/14407,12/12/2017) yönündeki uygulamanın devam ettiği anlaşılmaktadır.
30. Yoksulluk nafakasıyla, boşanan eşlerden geçimini sağlayamayacak durumdaki yoksul eşe diğer eşin ekonomik yönden yardım etmesi sağlanarak maddi ve manevi varlığın korunması amaçlanmaktadır. Bu yönüyle boşanmaya neden olan olaylarda ağır kusuru olmayan eşe evlilikten kaynaklanan dayanışma ve yardımlaşma yükümlülüğü çerçevesinde boşanma sonrası belirli bir miktar parasal katkının sağlanması beklenebilir ise de bu yükümlülüğün hiçbir ölçüt belirlenmeksizin kategorik olarak süresiz öngörülmesi kusurlu olması dahi gerekmeyen nafaka borçlusu açısından ağır bir külfete neden olmaktadır. Bu durumda kural kapsamında evliliğin sona ermesinden sonra nafaka yükümlüsünün ömür boyu bu evliliğin sonuçlarıyla bağlı kalmasının, kişilerin ruhsal/psikolojik. ekonomik ve sosyal bütünlüğü üzerinde oluşturacağı olumsuz etki, devletin çatışan haklar arasında sağlaması gereken makul dengeyi ortadan kaldırmaktadır.
31. Buna göre yoksulluk nafakası, kural olarak durumun gerektirdiği ölçüde belirli bir süreyle sınırlandırılabileceği gibi bazı durumlarda öngörülecek koşulların varlığı hâlinde nafaka alacaklısı lehine nafaka süresinin uzatılarak yaşam boyunca nafakaya hükmedilebilmesine imkân sağlanması da devletin çatışan haklar arasında adil bir denge kurma yükümlülüğünün sonucudur. Çatışan çıkarlar arasında dengenin kurulabilmesi için yoksulluk nafakasına 4721 sayılı Kanun’un 176. maddesi kapsamında irat biçiminde hükmedilecek durumlarda hâkime; bunun süresini, evliliğin süresi, nafaka alacaklısı eşin yaşı, eğitim ve sağlık durumu ile ekonomik ihtiyaçlarını kendi imkânlarıyla karşılayabilme kapasitesi gibi birçok unsuru dikkate alarak somut olayın kendi özel şartlan içinde belirleme yetkisi tanınması, bu kapsamda belirli ve öngörülebilir bir çerçeve oluşturulması gerekir. Bununla birlikte somut olayın özellikleri gereği nafakanın süresiz olarak hükmedilmesini gerektiren hâllere ilişkin kriterlerin de kuralda açık ve net biçimde yer alması makul dengenin sağlanması bakımından kaçınılmazdır.
32. Bu itibarla kuralla kusuru daha ağır olmamak kaydıyla boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafa geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında her koşulda süresiz olarak nafaka isteme imkânı tanınması, devletin kişinin maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkından kaynaklanan pozitif yükümlülüğüyle bağdaşmamaktadır.
33. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2., 5. ve 17. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Yıldız SEFERİNOĞLU bu görüşe farklı gerekçeyle katılmıştır.
Engin YILDIRIM, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa’nın 20. ve 41. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa'nın 2., 5. ve 17. maddeleri kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 20. ve 41. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 10. ve 35. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
IV. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
34. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “Kanun. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi içtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anlasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez, "denilmekte; 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanarak Anayasa Mahkemesinin gerekli gördüğü hâllerde, Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir.
35. 4721 sayılı Kanun’un 175. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "...süresiz olarak...” ibaresinin iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün karann Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.
V. HÜKÜM
22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 175. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "...süresiz olarak.” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Engin YILDIRIM, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoylan ve OYÇOKLUĞUYLA, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE 4/6/2026 tarihinde karar verildi.
