Memurlar

Bozdağ: Hiç kimse Türk yargısını kendi şamar oğlanı gibi göremez

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, “Hiç kimse Türkiye Cumhuriyeti'nin Türk Milleti adına adli süreçleri işleten, karar veren hakim ve savcılarına bu dille saldırma hakkına, gücüne, kudretine sahip değildir. Hiç kimse Türk yargısını kendi şamar oğlanı gibi göremez, görmeye cüret de edemez. Böyle bir şey olur mu? Böyle bir şey olması mümkün değil olmasına da izin vermeyeceğiz” dedi.

Eklenme : 07 Ekim 2022 Cuma 14:40 - Güncelleme : 07 Ekim 2022 Cuma 13:48


Adalet Bakanı Bozdağ, İzmir'de Yargı Teşkilatı Toplantısı'nda, yargıya güven ve yargı hizmetlerinden memnuniyetin iki ayrı kavram olduğunu söyledi. 2021 verilerinin değerlendirildiğinde yaklaşık 8 milyon dosyanın sisteme girdiğini belirten Bakan Bozdağ, yargıdan memnuniyeti ve yargıya duyulan güveni daha ileriye taşımanın hedeflendiğini kaydetti. Bozdağ, infaz sisteminde yeni düzenlemeler yapılması için çalışmaların başlatıldığını da vurgulayarak, cezasızlık kavramının en aza indirgeneceğini ifade etti.

Bakan Bozdağ’ın konuşmasından bazı bölümler şu şekilde:

ADALETİ AYAKTA TUTMAK HEPİMİZİN ORTAK GÖREVİDİR

Adalet mülkün temelidir. Toplumda herkesin ve her kesimin beklentisi mülkün temeli olan adaletin dimdik ayakta tutulması, milletin fert fert adaletten beklentisinin vaktinde adil bir şekilde tecelli etmesi, hakkın doğru tespiti ve dosdoğru sahibine teslim edilmesidir. Elbette ki bu yüce görevi hakimlerimiz, savcılarımız, avukatlarımız icra etmektedir. Herkesin istihdam edildiği görev önemlidir. Ama adalet gibi yüce değere hizmet etmek, bu yüce değeri temsil etmek ve bu yüce değerle ilgili beklentilere cevap vermek herhalde görevlerin en yücelerindendir. O yüzden de bu yüce değere hizmet eden hakim, savcı ve avukatlarımızı yaptıkları işlerdeki gayretlerinden, çabalarından dolayı yürekten kutladığımı buradan bir kez daha ifade etmek isterim. İnsanlara haklarını vermek, hak arayana hakkını teslim etmek kadar kıymetli bir şey elbette olamaz. Şunu unutmamak lazım. Adalet, hakimin ya da savcının ya da herhangi bir insanın, yöneticinin, aile reisinin veya iş yerinde patronun, çünkü adaleti sadece mahkemelere, adliyelere has edersek orada da büyük bir yanlış yaparız. Elbette adil kararlar vermek, haklıyı haksızdan ayırmak, hak arayana hakkını bulup teslim etmek yargının görevi ama adaleti ayakta tutmak sadece yargı kararlarıyla mümkün olmadığı da bir başka gerçektir. Eğitimden sağlığa, idarenin her biriminde, aile dahil, belediye dahil nereye giderseniz gidin iş yerinde okulda nerede olursa olsun yönetici durumda olanların adil olması, adaleti ayakta tutmaya en büyük destek olacaktır. O nedenle adaleti ayakta tutmak esasında 85 milyon her bir insanımızın ve hepimizin ortak görevidir. Yetki sahibi olanlar, yetki ve görevleri gereği vazife yapanlar elbette öncelikli ve birinci derecede sorumludur.

BÜTÜN DEĞERLER BİZE ADALETİ, ADİL OLMAYI VE ADALETLE HÜKMETMEYİ EMRETMEKTEDİR

Ama şunu da unutmamakta fayda vardır. Adalet aile reisinin veyahut da herhangi bir yöneticinin ya da hakimin veya savcının yahut da avukatın herhangi bir insana ikramı da değildir, ihsanı da değildir. Adalet, vatandaşın bizden ve hepimizden talep ettiği bir hakkıdır ve hakimlere, savcılara, yöneticilere, herkese karar veren durumunda olan herkese düşen adalet ve hak ile hükmetmektir. Adalet hak ile hükmetmek sadece bizim vazifemiz değil, herkesin vazifesi. Bunun altını özellikle çiziyorum. Her işimizde adil olmak ve adaletle hükmetmek hem yüce Allah'ın hem bizim kültürümüzün hem medeniyetimizin hem de Anayasa ve yasalarımızın bize emridir. Biz bir emri yerine getiriyoruz. Yasalarımızın emrini, Anayasamızın emrini, medeniyetimizin, kültürümüzün ve bizi biz yapan bütün değerler bize adaleti, adil olmayı ve adaletle hükmetmeyi emretmektedir.

KARARLARI ELEŞTİRİRKEN HAKİM VE SAVCILARIMIZA HAKARET EDİLMESİNİ ASLA KABUL EDEMEYİZ

Nitekim istinaf yolunun varlığı, itirazın varlığı, temyizin varlığı esasında yargı kararlarına bir itirazı, bir eleştiriyi ifade eder, o itirazı, eleştiriyi de ilgili yerler değerlendirir, karara bağlarız. Yargı zaten işin doğası gereği itiraz yoluyla, savunmayla öte yandan iddia ile öte yandan istinafla, temyizle bu eleştiriyi ve itirazı kendi içinde yapıyor. Vatandaşlarımızdan da bunları beğenmeyenler elbette eleştirebilirler. Bu da onların haklarıdır. Ama bu eleştiri yaparken hakim ve savcılarımıza haksız bir biçimde saldırmalarını, onlara hakaret etmelerini, onları itham etmelerini, onları suçlamalarını asla kabul edemeyiz. Herkes değerlendirmesini yapacak ama şahsiyet yapmadan yapacak. Temiz bir dille yapacak, muhataplarını itham ederek değil, muhataplarına saygı duyarak bunu yapacak. Eğer bu usulü bu incelikleri göz ardı ederlerse o zaman yargıya da adalete de en büyük kötülüğü hep beraber yapmış oluruz.

YARGIYA SALDIRMAK ÇOK BÜYÜK BİR HAKSIZLIKTIR

Yargının bu kadar hırpalanması, verdiği kararlar nedeniyle kararı bilmeden gerekçeyi okumadan, dosyadaki delilleri görmeden, hakimin veya savcının ne dediğine bakmadan, sadece sosyal medyada yahut da gazetelerde yahu uzakta siyasi taraftarlık terazisinde tartılan değerlendirmeler çerçevesinde yargıya saldırmak çok büyük bir haksızlık. Esasında adalete saldırmaktır bu aynı zamanda. Yargıya güven duygularının zedelenmesine destek vermektir. Adalete güvenin ortadan kalkmasına destek vermektir. Elbette yargıya güveneceğiz. Kime güveneceğiz? Elbette yargının verdiği kararlarla ilgili bizim de eleştirilerimiz olacak ama demin de söyledim. Bunları hakaret etmeden, şahsileştirmeden, siyasallaştırmadan, hukuk içinde ve hukuka uygun biçimde bizim ahlak ve kültürel değerlerimizde bağdaşır bir biçimde yapmamız lazım. Ama maalesef Türkiye'de bunu yüksek düzeyde yapanları görüyoruz. Sekiz milyon sadece adli yargıda görülen davayı göz önüne aldığımızda bunların içerisinde iki elin parmağını geçmeyecek o da siyasi taraftarlığa uygunluğa göre değerlendirilen anayasa, hukuk, kanun ve delil terazisinde değerlendirilmeyen, dosyadan bihaber kişilerin yaptıkları haberler, yorumlar ve değerlendirmeler çerçevesinde yargıya saldırmak çok büyük bir haksızlık.  

SİYASİ TARAFTARLIK TERAZİSİNDE TARTILAN DAVALAR TARTIŞILIYOR

Dosyası televizyonlardan sosyal medyadan, gazetelerden, her yerden takip ediyoruz. Türkiye'de sekiz milyon dosya varken eleştirilen dosya sayısı kaç? 5 mi? 10 mu? Daha fazlasını sayan yok. Ben bu rakamları bilerek söylüyorum. Bazen soruyorum. Say bakalım. Bazılarına böyle eleştiriyi yükseltene eleştirilen kaç tane dosya var? Kaç tane karar var? O zaman da diyorum ki bir ülkede sekiz milyon dosya görülür. Bunların yaklaşık altı milyonu hakkında karar çıkar da biz yargıyı karalarken, karar verenleri kötülerken, onlara hak etmedikleri şekilde saldırırken, eleştirirken, görülen 8 milyon dosyadaki kararı görmüyor, sadece 3 dosyada, o da doğru mu, eğri mi bilmediğiniz karar üzerinden saldırıyorsunuz. Bu, vicdanlı bir yaklaşım mı? Bu hakkaniyetli bir yaklaşım mı?  Bu adil bir yaklaşım mı? Kaldı ki o davalar da demin söyledim. Siyasi taraftarlık terazisinde tartılan davalar. Benim istediğim kararı verirse Ankara'da hakim var, savcı var. Benim istemediğim kararı verirse sarayın hakimleri sarayın savcıları. Bu dil sadece yargıya saldırı dili değil, yargıya düşmanlık dilidir aynı zamanda. Hiç kimse Türkiye Cumhuriyeti'nin Türk Milleti adına adli süreçleri işleten, karar veren hakim ve savcılarına bu dille saldırma hakkına, gücüne, kudretine sahip değildir. Herkes haddini de bilecek, yerini de bilecek, yurdunu da bilecek, ağzından çıkan sözü kulağı da duyacak.

KARARLAR ANAYASA, KANUN VE HUKUKA UYGUN VİCDANİ KANAATLERİNE VERİLİR

Yargıya saldırmak hakim ve savcılarımızı yasal yaklaşımlar eksende eleştirmek kararların eğriliğine, doğruluğuna bakmadan artık onlara hakaret etmek Türk milletine de, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne de, yargımıza da, adaletimize de yapılmış bir saldırı ve en büyük kötülüktür. Bunu kabul etmemiz mümkün değildir. Buradan bir kez daha eleştiri yapan, yapacak olanlara sesleniyor ve diyorum ki lütfen temiz bir dille konuşun. Lütfen hukuki değerlendirmelerle eleştiriniz varsa yapın. Lütfen kararları eleştirin, hakim ve savcılarımızla, şahsileşen bir dille saldırı içerisinde olmayın. Gelen oradan yapıştırıyor. Giden oradan yapıştırıyor. O zaman nasıl bir adaleti ayakta tutacaksın? Hiç kimse Türk yargısını kendi şamar oğlanı gibi göremez, görmeye cüret de edemez. Böyle bir şey olur mu? Böyle bir olması mümkün değil olmasına da izin vermeyeceğiz. İstedikleri kadar konuşsunlar. Hiç kimse Türk yargısının anayasadan aldığı yetkileri ve görevleri anayasa, kanun ve hukuka uygun vicdani kanaatlerine göre kullanmasına engel olamaz, olması da mümkün değildir.

Kaynak : Gazete Memur