,

Meydanda "hırsız var" diye slogan atılırken yakınından Başbakan geçerse!

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, gösteri sırasında "hırsız var" diye bağıran sanığın kimseyi hedef almaksızın söyledikleri şeklindeki savunmaları ve örüntü tespit ve çözüm tutanağında söz konusu ifadelerin olay tarihinde Başbakan olarak görev yapan katılana yöneltildiğine dair bir belirleme yapılamaması hususları göz önüne alınarak beraat kararı verilmelidir dedi.

Meydanda "hırsız var" diye slogan atılırken yakınından Başbakan geçerse!

Uyuşmazlık; sanıklara yüklenen kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir. Sanıkların, itiraza konu “Hırsız var!” şeklindeki sözleri kimseyi hedef almaksızın söyledikleri şeklindeki savunmaları ve 22.01.2014 tarihli görüntü tespit ve çözüm tutanağında söz konusu ifadelerin olay tarihinde Başbakan olarak görev yapan katılana yöneltildiğine dair bir belirleme yapılamaması hususları göz önüne alındığında, anılan sözlerin TCK’nın 126. maddesinde belirtildiği üzere duraksamaya yer vermeyecek biçimde katılana yöneltildiğine ilişkin delil bulunmadığı, bu nedenle sanıklara yüklenen kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı kabul edilmelidir.

T.C.
YARGITAY
CEZA GENEL KURULU

Esas    : 2020/82
Karar    : 2022/653
Tarih    : 20.10.2022

Sanıklar ..., ..., ... ve ...’un kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan beraatlerine ilişkin ... 5. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 20.04.2016 tarihli ve 59-405 sayılı hükümlerin, Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 18. Ceza Dairesince 02.10.2019 tarih ve 566-13723 sayı ile; onanmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca ise 07.12.2019 tarih ve 330413 sayı ile;

"...Sanık ... başkanlığında, D .... oluşan düzenleme kurulu tarafından ... Valilik Makamına verilen 13.01.2014 tarihli dilekçeye istinaden 2911 sayılı kanun kapsamında, 18.01.2014 tarihinde, saat:12.30-16:30 saatleri arasında, Cevatpaşa Mahallesi, Salıpazarı Mevkii, ... Caddesi üzerinde toplanılarak, buradan hareketle... Caddesini takiben, Mehmetçik Bulvarı, Cumhuriyet Meydanına kadar yürüyüş ve Cumhuriyet Meydanında son ereceği belirtilerek 'yolsuzluk, yoksulluk, hukuksuzluk, yasaklar, yüzsüzlük, hırsızlık, yalan, talan ve kirliliğe karşı ... direniyor' adı altında gösteri yürüşüyü ve açık yer toplantısı düzenleme talebinde bulunulduğu,

Suç tarihinde, saat 12:00 sıralarında, ... Caddesi üzerinde toplanmaların başladığı, saat:13.00 itibarı ile yaklaşık 1000 kişilik bir katılım ile yürüşüye geçen topluluk,...n Caddesi, Mehmetçik Bulvarı, Muammer Aksoy Sokak ve Lise Caddesini takiben, Cumhuriyet Meydanına intikal ettiği, güzergahta ve Cumhuriyet Meydanındaki katılımlar ile ile yaklaşık 1400 kişilik bir katılımın sağlandığı, Konuşmacılar tarafından, konuşmaların yapılması sonrasında, müzik eşliğinde halayların çekildiği ve saat:15.10 itibarı ile etkinliğin sonlandırılarak, topluluğun olaysız dağıldığı,

Söz konusu etkinlik sırasında,

Sanık ...'ün, ses sistemi donanımlı ... ile, topluluğun önünde ve yanında seyir halinde iken, 'hırsız var' şeklinde slogan attığı,

Sanık ...'ın, ses yükseltici megafon ile 'hırsız var' şeklinde slogan attığı,

Sanıklar ... ve ...'in, 'hırsız var' şeklinde slogan attıkları ve attırdıkları,

Sanıklar T...ve...i'nin 'hırsız...' şeklinde slogan attıkları,

Sanıkların bu eylemlerinin kolluk kuvvetlerince görüntüye alındığı ve bu görüntüler ile ilgili görüntü tespit ve çözüm tutanağı düzenlendiği, tüm dosya kapsamına göre değerlendirme yapıldığında, Sanıklar ..., ..., ... ve ...'in 'hırsız var' şeklinde slogan attıkları ve diğer yandan aynı alanda, sanıklar T...ve...i'nin de 'hırsız...' şeklinde slogan attıkları yürüyüş sırasında atılan sloganların çoğul takısıyla yapılmayıp tek kişiye yönelik olduğu, siyasi olaylarla bağlantı kurularak 'hırsız var' şeklinde slogan atıldığı ve sözlerin hedefinin kime yönelik olduğu açıkça anlaşılmaktadır.

Sanıklar 'hırsız var' şeklinde slogan atarken katılan Başbakan'ın ismini zikretmemiş adını anmamış isede, TCK 126 maddesi kapsamında sarf edilen sözlerin atılan Başbakan ...'a yönelik olduğu konusunda bir kuşku bulunmamaktadır.

Bu itibarla; sanıkların Katılan Başbakan'a yönelik 'hırsız var' diyerek slogan atmak şeklindeki eyleminin TCK 125/1-3/a maddesinde yazılı görevli memura hakaret suçunu oluşturduğu..." görüşüyle itiraz yoluna başvurulmuştur.

CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 18. Ceza Dairesince 15.01.2020 tarih ve 23592-848 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

İnceleme dışı sanıklar ... ve ... hakkında kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olup, itirazın kapsamına göre inceleme sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında aynı suçtan verilen beraat hükümleriyle sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklara yüklenen kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

Olay yerini ve anını görüntüleyen kamera kayıtlarının bulunduğu CD, 22.01.2014 tarihli görüntü tespit ve çözüm tutanağı, sanıklar ve inceleme dışı sanıkların; suça konu sözleri, ifade özgürlüğü kapsamında, kimseyi hedef almaksızın ve hakaret kastı ile hareket etmeksizin dile getirdikleri şeklindeki savunmaları ve tüm dosya kapsamından; ... Valilik Makamına sunulan 13.01.2014 tarihli dilekçeye istinaden “Yolsuzluk, yoksulluk, hukuksuzluk, yasaklar, yüzsüzlük, hırsızlık, yalan, talan ve kirliliğe karşı ... direniyor!" adı altında düzenlenen gösteri yürüyüşü ve açık yer toplantısı sırasında, sanık ...’in, ses sistemi donanımlı ... ile topluluğun yanında seyir hâlinde iken "Hırsız var!" şeklinde slogan attığı; sanık ...’in megafonla diğer sanıklar ... ve ...'in ise bağırarak, aynı şekilde "Hırsız var!" şeklinde slogan attıkları hususunda Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Uyuşmazlık konusu ile ilgili mevzuat incelendiğinde;

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 19. maddesinde;

"Her ferdin fikir ve fikirlerini açıklamak hürriyetine hakkı vardır. Bu hak fikirlerinden ötürü rahatsız edilmemek, memleket sınırları mevzubahis olmaksızın malûmat ve fikirleri her vasıta ile aramak, elde etmek veya yaymak hakkını gerektirir.",

İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 10. maddesinin birinci fıkrasında;

"Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir." hükümlerine yer verilmiştir

Anayasa’mıza bakıldığında;

25. maddesinde "Düşünce ve kanaat hürriyeti" başlığı altında;

"Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne amaçla olursa olsun kimse düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz. Düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz."

26. maddesinde, AİHS’nin 10. maddesinin birinci fıkrasındaki düzenlemeye benzer şekilde;

"Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir." hükümleri yer almıştır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi konuya ilişkin olarak; "İfade özgürlüğü, toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişmesi için esaslı koşullardan biri olan demokratik toplumun ana temellerinden birini oluşturur. İfade özgürlüğü, 10. maddenin sınırları içinde, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenmeye değmez görülen 'haber' ve 'düşünceler' için değil, ama ayrıca Devletin veya nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, onlara çarpıcı gelen, onları rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir; bunlar olmaksızın demokratik toplum olmaz. Bu demektir ki, başka şeyler bir yana, bu alanda getirilen her 'formalite', 'koşul', 'yasak' ve 'ceza', izlenen meşru amaçla orantılı olmalıdır." şeklinde görüş belirtmiştir (Handyside/ Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 07.12.1976). Görüldüğü gibi, Sözleşme'nin 10. maddesinin birinci fıkrası ile Anayasa’nın 25 ve 26. maddelerinde ifade (düşünce) hürriyeti en geniş anlamıyla güvence altına alınmıştır.

Günümüz özgürlükçü demokrasilerinde, istisnalar dışında, geniş bir yelpazeyle düşünceyi açıklama korunmakta ve ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilmek suretiyle özgürlüğün sağladığı haklardan en geniş şekilde yararlandırılmaktadır.

Ne var ki; iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle cezai yaptırımlara bağlanmaktadır.

Bu bağlamda Türk Ceza Kanunu’nun "Hakaret" başlıklı 125. maddesi;

"(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.

(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

(3) Hakaret suçunun;

a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,

b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,

c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,

İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz

(4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.

(5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir.

Bu düzenleme ile 765 sayılı TCK'dan farklı olarak hakaret ve sövme ayrımı kaldırılmış, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek hakaret suçunu oluşturan seçimlik hareketler olarak belirlenmiştir (Mahmut Koca- İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, ... Yayınevi, ..., 2013, s. 430).

Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir.

Eleştiri ise herhangi bir kişiyi, eseri, olayı veya konuyu enine, boyuna, derinlemesine her yönüyle incelemek, belli kriterlere göre ölçmek, değerlendirmek, doğru ve yanlış yanlarını sergilemek amacıyla ortaya konulan görüş ve düşüncelerdir. Genelde beğenmemek, kusur bulmak olarak kabul görmekte ise de eleştirinin bir amacının da konuyu anlaşılır kılmak, sonuç çıkarmak ve toplumu yönlendirmek olduğunda kuşku yoktur.

Her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir.

Kamu görevlilerinin, görevlerini yerine getirirken fonksiyonlarını etkilemeyi ve saygınlıklarına zarar vermeyi amaçlayan aşağılayıcı saldırılara karşı korunmaları zorunlu olmakla birlikte, demokratik bir hukuk devletinde, kamu görevini üstlenenleri denetlemek, faaliyetlerini değerlendirmek ve eleştirmek de kaynağını Anayasadan alan düşünceyi açıklama özgürlüğünün sonucudur. Eleştirinin sert bir üslupla yapılması, kaba olması ve nezaket sınırlarını aşması, eleştirenin eğitim ve kültür düzeyine bağlı bir olgu ise de eleştiri yapılırken görüş açıklama niteliğinde bulunmayan, küçültücü, aşağılayıcı ifadeler kullanılmamalı, düşünceyi açıklama sınırları içinde kalınmalıdır.

AİHM’e göre, öncelikle ifadelerin bir olgu isnadı mı yoksa değer yargısı mı olduğu belirlenmelidir. Zira olgu isnadı kanıtlanabilir bir husus iken, bir değer yargısının kanıtlanmasının istenmesi dahi ifade özgürlüğüne müdahale sayılabilecektir. Yargılamaya konu olan ifadeler eğer bir değer yargısı içermekte ve somut bir olgu isnadından bahsedilemeyecekse, değer yargılarını destekleyecek "yeterli bir altyapı"nın mevcut olup olmadığı AİHM tarafından göz önünde bulundurulmaktadır. Zira değer yargılarının dahi belli düzeyde olgusal temel içermesi gerektiği kabul edilmektedir. Öte yandan, hiçbir veriye dayanmayan ve hiçbir altyapısı bulunmayan bir değer yargısı AİHM tarafından da ifade özgürlüğü sınırları içerisinde kabul görmemektedir.

Olgu isnadı içeren ifadeler konusunda ise en azından ilk bakışta güvenilir görünen delil sunulması gerektiği kabul edilmektedir. Elbette ki, bu deliller sunulamadığı takdirde, AİHM, iddiaların gerçekliğinin kanıtlanmasını beklemektedir.

Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözülebilmesi bakımından “Hakaret suçunda mağdurun belirlenmesi” hususuna da kısaca değinilmesinde yarar bulunmaktadır.

TCK’nın “Mağdurun belirlenmesi” başlığını taşıyan 126. maddesi;

“Hakaret suçunun işlenmesinde mağdurun ismi açıkça belirtilmemiş veya isnat üstü kapalı geçiştirilmiş olsa bile, eğer niteliğinde ve mağdurun şahsına yönelik bulunduğunda duraksanmayacak bir durum varsa, hem ismi belirtilmiş ve hem de hakaret açıklanmış sayılır.”

Şeklinde düzenlenmiş olup, madde gerekçesinde de;

“Hakaret suçunun oluşabilmesi için mağdurun belli veya belirlenmesinin olanaklı bulunması gereklidir. İşte bu maddeyle suçu işleyen tarafından mağdurun kimliğinin açıkça belirtilmediğinde, ne gibi bir durumun varlığı hâlinde ismin belirtilmiş ve hakaretin açıklanmış sayılacağına ait ölçü gösterilmektedir.

Madde, aslında usûl hukuku bakımından ispata yönelik, karineye benzer bir ölçü getirmiş bulunmaktadır.” açıklamalarına yer verilmiştir.

Buna göre hakaret suçunun oluşabilmesi için muhatabının belirli olmasında zorunluluk bulunmakta olup, Özel Dairenin yerleşik içtihatları da bu doğrultudadır.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Olay yerini ve anını görüntüleyen kamera kayıtlarının bulunduğu CD, 22.01.2014 tarihli görüntü tespit ve çözüm tutanağı, sanıklar ve inceleme dışı sanıkların; suça konu sözleri, ifade özgürlüğü kapsamında, kimseyi hedef almaksızın ve hakaret kastı ile hareket etmeksizin dile getirdikleri şeklindeki savunmaları ve tüm dosya kapsamından; ... Valilik Makamına sunulan 13.01.2014 tarihli dilekçeye istinaden “Yolsuzluk, yoksulluk, hukuksuzluk, yasaklar, yüzsüzlük, hırsızlık, yalan, talan ve kirliliğe karşı ... direniyor!" adı altında düzenlenen gösteri yürüyüşü ve açık yer toplantısı sırasında, sanık ...’in, ses sistemi donanımlı ... ile topluluğun yanında seyir hâlinde iken "Hırsız var!" şeklinde slogan attığı; sanık ...’in megafonla diğer sanıklar ... ve ...'in ise bağırarak, aynı şekilde "Hırsız var!" şeklinde slogan attıkları hususunda Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında uyuşmazlık bulunmayan olayda;

Sanıkların, itiraza konu “Hırsız var!” şeklindeki sözleri kimseyi hedef almaksızın söyledikleri şeklindeki savunmaları ve 22.01.2014 tarihli görüntü tespit ve çözüm tutanağında söz konusu ifadelerin olay tarihinde Başbakan olarak görev yapan katılana yöneltildiğine dair bir belirleme yapılamaması hususları göz önüne alındığında, anılan sözlerin TCK’nın 126. maddesinde belirtildiği üzere duraksamaya yer vermeyecek biçimde katılana yöneltildiğine ilişkin delil bulunmadığı, bu nedenle sanıklara yüklenen kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı kabul edilmelidir.

Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,

2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 20.10.2022 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

Kaynak : Gazete Memur

İlişkili Haberler

Manşetler