Gazete Memur - gazetememur.com


© Copyright 2026 Gazete Memur
Dolar : 45,1788 -0,01 Değişim Euro : 53,2051 0,32 Değişim Altın : 6.673,34 %-0,45 Değişim BIST 100 : 14.442,56 %0,92 Değişim Brent Petrol : 108,17 -2,02 Değişim

Kamu görevlisine hakaret suçunda ağır ceza ve re'sen soruşturma hukuka uygun bulundu

Anayasa Mahkemesi, kamu görevlisine hakaret edilmesi durumunda uygulanan ağırlaştırılmış ceza ile bu suçun mağdurun şikayeti aranmaksızın resen soruşturulmasını öngören düzenlemelerin Anayasa'ya aykırı olmadığına hükmetti. Karar, 4 Mayıs 2026 tarihli ve 33243 sayılı Resmi Gazete'de yayımlandı.

Kaynak : Resmi Gazete Giriş : Güncelleme :
Kamu görevlisine hakaret suçunda ağır ceza ve re'sen soruşturma hukuka uygun bulundu

Mahkeme, ağırlaştırılmış cezaya ilişkin kuralı değerlendirirken öncelikle kuralın şekli anlamda bir kanun hükmü olduğunu ve erişilebilirlik ile öngörülebilirlik bakımından kanunilik şartını taşıdığını saptadı. Suçun oluşması için kamu görevlisinin sırf sıfatından dolayı değil, görevinden dolayı hakaret edilmesi gerektiğine dikkat çeken Mahkeme, bu nedensellik bağının kuralla açıkça ortaya konulduğunu vurguladı.

İfade özgürlüğüyle çatışma iddiasına gelince Mahkeme, Anayasa'nın 26. maddesinin ifade özgürlüğüne milli güvenlik, kamu düzeni, başkalarının şöhret ve hakları gibi amaçlarla sınırlama getirilebileceğini öngördüğünü hatırlattı. Kamu görevlilerinin görevleri nedeniyle hedef alınmasını cezai yaptırıma bağlamanın bu kişilerin şeref ve itibarını koruduğunu, kamu hizmetinin etkin ve verimli yürütülmesine katkı sunduğunu belirtti. Cezanın alt sınırının bir yıl olarak belirlenmesinin suç ile yaptırım arasındaki adil dengeyi bozmadığını, basamaklı ve seçenekli ceza sistemi ile istinaf ve temyiz yollarının kural kapsamında güvenceli bir uygulama ortamı sağladığını ifade etti.

Resen soruşturmaya ilişkin kuralı değerlendirirken Mahkeme; kamu görevlilerine yönelik hakaret suçunda yalnızca mağdurun değil kamunun da hukuki menfaatinin söz konusu olduğunu, bu durumun suçun doğrudan takibini meşru kıldığını vurguladı. Şikayet şartının kaldırılmasının kanun koyucunun suç politikasına ilişkin takdir yetkisi çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğine, kuralın kamu yararı dışında bir amaca hizmet ettiğinin açıkça saptanamadığına hükmetti. Ayrıca kuralın tüm kamu görevlilerine eşit biçimde uygulanması nedeniyle kanun önünde eşitlik ilkesiyle de çelişmediğini tespit etti.

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2024/173
Karar Sayısı: 2025/277
Karar Tarihi: 25/12/2025

İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Çorum 3. Asliye Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 26/9/2004 tarihli ve 523 7 sayılı Türk Ceza Kanunumun;
A.    125. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (a) bendinin.
B.    131. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan "Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hariç;..." ibaresinin,
Anayasamın 2.. 10,, 26., 36. ve 40. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir.
OLAY: Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur.

L İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ
Kanun'un itiraz konusu kuralların da yer aldığı;
I.    125. maddesi şöyledir:
"Hakaret
Madde 125- (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden (...) veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilaf ederek işlenmesi gerekir.
(2)    Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.
(3)    Hakaret suçunun;
a)    Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,
b)    Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,
c)    Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,
İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz. 
(4)    (Değişik: 29/6/2005 - 5377/15 md.) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.
(5)    (Değişik: 29/6/2005 - 5377/15 md.) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır"
2.131.    maddesi şÖyledİr:
“Soruşturma ve kovuşturma koşulu
Madde 131- (1) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hariç; hakaret suçunun soruşturulması ve kovuşturulması, mağdurun şikayetine bağlıdır.
(2)    Mağdur, şikayet etmeden önce ölürse, veya suç ölmüş olan kişinin hatırasına karşı işlenmiş ise: ölenin ikinci dereceye kadar üstsoy ve altsoyu, eş veya kardeşleri tarafindan şikayette bulunulabilir."

II.    İLK İNCELEME
1.    Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyannca Kadir ÖZKAYA, Haşan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLImın katılımlarıyla 17/10/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

III. ESASIN İNCELENMESİ
2.    Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ahmet Hakan SOYTÜRK tarafından hazırlanan işin esasma ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
1.    Anlam ve Kapsam
3.    Hakaret suçu 5237 sayılı Kanun'un özel hükümlere ilişkin İkinci Kitabımın, İkinci Kısmı’nın “Şerefe Karşı Suçlar" başlıklı Sekizinci Bölümümde 125. maddede düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişinin üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandmlacağı öngörülmüştür.
4.    Anılan fıkranın ikinci cümlesinde mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat edilerek işlenmesi gerektiği belirtilmek suretiyle objektif cezalandırma şartına yer verilmiştir.
5.    Hakaret suçunun faili bakımından söz konusu Kanun’da herhangi bir ayırt edici unsura yer verilmediği gözetildiğinde tüm gerçek kişilerin bu suçun faili olabileceği anlaşılmaktadır.
6.    Suçun mağdurunun da gerçek kişi olması gerekir. Kanun’un 126. maddesinde ise hakaret suçunun işlenmesinde mağdurun ismi açıkça belirtilmemiş veya isnat, üstü kapalı geçiştirilmiş olsa bile eğer niteliğinde ve mağdurun şahsına yönelik bulunduğunda duraksama bulunmayan bir durum varsa hem ismin belirtilmiş ve hem de hakaretin açıklanmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır.
7.    Hakaret suçunun basit hâli açısından mağdurun sıfatının önemi bulunmamakla birlikte 125. maddenin (3) numaralı fıkrasının itiraz konusu (a) bendinde suçun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmesi nitelikli hâl olarak düzenlenmiştir. Anılan fıkra uyarınca söz konusu nitelikli hâlin gerçekleşmesi durumunda cezanın alt sınınnın bir yıldan az olamayacağı öngörülmüştür.
8.    Hakaret suçunun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmesi, maddi ceza hukukunun yanı sıra muhakeme hukuku bakımından da birtakım sonuçlar doğurmaktadır. Nitekim 131. maddenin (1) numaralı fıkrasına göre kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hariç; hakaret suçunun soruşturulması ve kovuşturulması, mağdurun şikayetine bağlıdır. Anılan fıkrada yer alan ''Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hariç:..." ibaresi itiraz konusu diğer kuralı oluşturmaktadır. Bu itibarla kural uyarınca hakaret suçunun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmesi hâlinde suçun takibinde mağdurun şikâyeti aranmayacaktır.
8.    İtirazın Gerekçesi
9.    Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kurallarda öngörülen soruşturma usulü ve cezanın kişilerin ifade özgürlüğü üzerinde caydırıcı bir etki doğurduğu ve kamunun vatandaşlar tarafından denetlenmesi imkânını ortadan kaldırdığı, kurallarla hakaret suçunda kamu görevlilerine diğer kişilere göre daha fazla koruma sağlanmasının ve söz konusu suçun şikâyet aranmaksızın soruşturulmasının hukuk devleti ve kanun önünde eşitlik ilkeleriyle bağdaşmadığı, ayrıca bu durumun adil yargılanma hakkını ihlal ettiği, anılan suç bakımından hapis cezası öngörülmesinin suç ve ceza arasında orantısızlığa neden olduğu, bu hâlin kişilerin temel hak ve özgürlüklerini korunması yönündeki devletin yükümlülükleriyle bağdaşmadığı ve ülkemizin taraf olduğu milletlerarası antlaşmalarla da uyumlu olmadığı belirtilerek kuralların Anayasamın 2., 10., 26., 36. ve 40. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

1.    Kanun’un 125. Maddesinin (3) Numaralı Fıkrasının (a) Bendinin İncelenmesi
10. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyannca kural, ilgisi nedeniyle Anayasamın 13. maddesi yönünden de incelenmiştir. 
11. Anayasa’nın 25. maddesinin birinci fıkrasında herkesin düşünce ve kanaat özgürlüğüne sahip olduğu belirtildikten sonra "Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlıklı 26. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar" hükmüne yer verilerek ifade özgürlüğü güvence altına alınmıştır.
12. İfade özgürlüğü; kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanmaması, bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalanna aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve başkalannı bu konuda ikna etme çabaları, bu çabalann hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde serbestçe ifade edilmesiyle mümkündür. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 33,34-Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015. §§ 42, 43; Tansel Çölaşan [1. B.], B. No: 2014/6128, 7/7/2015, §§ 35,36,38).
13. İtiraz konusu kuralla kamu görevlisine karşı kamu görevinden dolayı onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat edilmesi ya da sövmek suretiyle onur, şeref ve saygınlığına saldırılması fiilleri cezai yaptırıma bağlanmak suretiyle ifade özgürlüğüne sınırlama getirilmektedir.
14. Anayasa’nın 13. maddesinde "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” denilmektedir.
15. Buna göre ifade Özgürlüğüne sınırlama getirilirken temel hak ve özgürlüklerin sınırlanması rejimini düzenleyen Anayasa’nın anılan maddesinin gözönünde bulundurulması gerekmektedir. Anayasa’nın söz konusu maddesi uyarınca ifade özgürlüğüne getirilen sınırlamaların kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebeplerine, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun olması zorunludur.
16. Bu kapsamda ifade özgürlüğünü smırlamaya yönelik kanuni bir düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp kuralların keyfîliğe izin vermeyecek düzeyde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olması gerekir.
17. Esasen temel hak ve özgürlükleri sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, aynca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından
da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Dolayısıyla Anayasamın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasamın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.
18. Hakaret suçunun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmesi hâlinde cezanın alt smınnın bir yıldan az olamayacağını öngörmek suretiyle suçun nitelikli hâllerinden birini düzenleyen kuralın şeklî anlamda bir kanun hükmü olduğu ve erişilebilir nitelikte olduğu hususunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Kuralda suçun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmesi şartı aranmıştır. Dolayısıyla hakaret suçuyla kamu görevlisinin yerine getirdiği görev arasında bir nedensellik ilişkisi bulunmalıdır. Başka bir ifadeyle kamu görevlisine sırf sıfatından dolayı hakaret edilmesi, suçun nitelikli hâlinin oluşması için yeterli değildir. Diğer yandan kamu görevlisinin görevinin kapsamının, ilgili kurumun mevzuatı ve işleyişi dikkate alınarak her bir somut olayın şartlarında yargı mercilerince belirlenmesi mümkündür. Kuralın da yer aldığı fıkrada kuralla düzenlenen hâlin gerçekleşmesi durumunda temel cezanın belirlenmesinde alt sınırın bir yıl olduğu açıkça gösterilmiştir.
19. Öte yandan her kuralda olduğu gibi itiraz konusu kuralla ilgili bazı uygulama sorunlarının ortaya çıkabileceği söylenebilir. Kanun yapma tekniğinin doğası gereği kanunlar genel ve soyut nitelikte kurallar olup kanun koyucu tarafından somut olayın özelliğine göre değişebilecek tüm çözümlerin önceden kuralda düzenlenmesi mümkün değildir. Bu bağlamda mevcut uyuşmazlıklara ilişkin sorunlann her somut olayın özelliği dikkate alınarak kuralın amacına uygun şekilde yorumlanması suretiyle mahkeme içtihatlarıyla çözülmesi gerekmektedir. Kuralın lafzı ile amacı birlikte yorumlanarak çözülebilecek sorunların uygulamaya ilişkin olduğu açıktır. Bu nedenle de kuraldan ziyade kuralın yorumlanmasıyla ilgili olarak çıkabilecek sorunlar anayasallık denetiminin konusu dışında kalmaktadır (AYM, E.2017/135, K.2019/35,15/5/2019, § 31; E.2022/129, K.2023/189.8/11/2023, § 28).
20. Bu itibarla suçun unsurlarının, suça ilişkin yaptırımın niteliğinin ve miktannın kuralda herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belirli olduğu, bu kapsamda kanunilik şartını taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır.
21.Anayasamın 26. maddesinde ifade özgürlüğü sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiş, anılan maddenin ikinci fıkrasında bu hakkın millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyet’in temel nitelikleri ve devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün korunması, suçlann önlenmesi, suçluların cezalandınlması, devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlannın ya da kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabileceği öngörülmüştür.
22. Kuralla kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret fiilinin cezai yaptırıma bağlanmasının kamu görevlilerinin şeref ve itibarının korunması ile bu kişilerce yürütülen kamu hizmetlerinin etkin ve verimli bir şekilde yerine getirilmesi sağlanarak kamu düzeninin korunmasına katkı sunacağı açıktır. Nitekim kuralın da yer aldığı maddenin gerekçesinde de genel olarak hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değerin kişilerin şeref, 
haysiyet ve namusu ile toplum içindeki itibarı ve diğer fertler nezdindeki saygınlığı olduğu ifade edilmiştir. Bu itibarla kuralla öngörülen sınırlamanın anayasal anlamda meşru bir amaca dayandığı anlaşılmaktadır.
23. İfade özgürlüğüne yönelik bir sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine de uygun olması, bir başka ifadeyle demokratik toplumda zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması gerekir.
24.  Anayasalda herkes için güvence altına alınan temel haklardan biri olan ve demokratik toplumun temelini oluşturan ifade özgürlüğü, toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır.
25. Anayasamın 26. maddesinde düzenlenen ifade özgürlüğü eleştiri niteliğindeki düşünce açıklamalannı da kapsamaktadır. Esasen ifade özgürlüğü, büyük ölçüde eleştiri özgürlüğünün güvence altına alınmasını hedeflemektedir. Bu nedenle düşüncelerin açıklanması ve yayılması sırasında kullanılan ifadelerin sert olması doğal karşılanmalıdır. Kamu gücünü kullanan kişilere yönelik eleştirilerin kabul edilebilir sınırlarının diğer kişilere yönelik eleştiri sınırlarına göre daha geniş olduğu bilinmektedir. Başka bir ifadeyle demokratik bir toplumda siyasetçilerin ve kamu görevlerinin, özellikle görevleriyle ilgili ya da toplumun genelini ilgilendiren konularda şeref ve itibarın korunmasını isteme hakkı yönünden diğer bireylere nazaran daha dar bir korumadan yararlanacakları ilke olarak kabul edilmektir. Ancak kamu görevlilerine yönelik de olsa eleştirilerin kişilerin şeref ve itibarını zedeleyecek şekilde hakaret boyutuna ulaşmaması gerekir. Kamu görevini yerine getiren kişilerin diğer kişilere göre daha hoşgörülü olmak zorunda olmaları, onların şöhret veya haklarının korunmayacağı anlamına gelmez. Nitekim kamu görevlilerinin görevlerini hakkıyla yerine getirebilmeleri için kamu nezdinde belli bir güvene sahip olmaları gerektiği, bunun da ancak onlann asılsız suçlamalara karşı korunmalarıyla sağlanabileceği gözönüne alınmalıdır. Bu bağlamda ifade özgürlüğü, kişilere hakaret etme hakkı vermez. Zira hakaret fiillerinde kamuyu bilgilendirme ve kamusal yararı içerir bir tartışmaya katkı amacından ziyade başkalarının şöhret veya itibarlarına saldın söz konusudur. Böyle bir durum da hiçbir hukuk düzeni tarafından korunmaz (AYM, E.2016/25, K,2016/186, 14/12/2016, § 19; İlhan Cihaner (2) [1. B.], B. No: 2013/5574, 30/6/2014, §§ 68-70).
26.Dolayısıyla kuralla yalnızca ifade özgürlüğünü istismar edebilecek fiiller cezalandınlmaktadır. Kuralda yer alan suçun oluşmasında hakaret fiilinin kamu görevlilerinin görevinden kaynaklanması şartı arandığından kural, anılan kişilerin kamu hizmetini daha iyi yerine getirmesini sağlamaya yöneliktir. Başka bir ifadeyle kuralın yalnızca kamu makamlarının imajı, devletin itibarı gibi soyut değerlerin korunması amacına hizmet ettiği söylenemez. Bu itibarla kural kapsamında kamu görevlilerinin kamu hizmetlerini etkili ve verimli bir şekilde yerine getirebilmesi için görevleri nedeniyle işlenen hakaret fiillerinin suçun nitelikli hâli kabul edilerek yaptınma bağlanmasının zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamaya yönelik olduğu, bu nedenle kuralın demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olmadığı anlaşılmaktadır.
27. Anayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen ölçülülük ilkesi, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında dikkate alınması gereken bir diğer ilkedir. Anayasamın anılan maddesinde güvence altına alınan Ölçülülük ilkesi, elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenen
amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama aracı ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılıhk ise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.
28. Kamu görevlilerine karşı görevinden dolayı hakaret fiillerinin yaptırıma bağlanmasının söz konusu kişilerin şeref ve itibarlarının korunması ile kamu düzeninin sağlanmasına katkı sağlayacağı gözetildiğinde kuralın söz konusu meşru amaca ulaşma bakımından elverişli olmadığı söylenemez.
29. Kural kapsamında kişilerin kamu görevlilerine karşı görevinden dolayı hakaret suçunu işledikleri takdirde cezanın alt sınırının bir yıldan az olamayacak şekilde hapis veya adli para cezası olarak belirlenmesi suretiyle ifade özgürlüğüne getirilen sınırlamada daha hafif bir sınırlama aracının bulunup bulunmadığının gereklilik ilkesi yönünden değerlendirilmesi gerekir.
30. Bu bağlamda kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret fiillerinin suç olmaktan çıkarılması ya da bu tür hakaretler için kanunlarda Öngörülen cezaların hafifletilmesi başvurulabilecek araçlardandır. Bu itibarla Anayasalda koruma altına alınan ifade özgürlüğünün ne surette sağlanacağı hususunda zaman içerisinde farklı görüşlerin oluşması doğaldır. Gerçekten de günümüz modern demokrasilerinde hakaret fiillerinin suç olmaktan çıkanlarak (dekriminalizasyori) şeref ve itibarın yalnızca özel hukuk araçlarıyla korunmasına ilişkin yaklaşımlar bulunmaktadır. Söz konusu yaklaşımların hukuki değerlerin korunmasında ceza hukukunun en son çare olması (ultima ratio) ilkesine de uygun olduğu söylenebilir.
31. Ancak hukuk devletinde, ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirlerine ilişkin kurallar, Anayasa’ya aykırı olmamak kaydıyla ülkenin sosyal, kültürel yapısı, ahlaki değerleri ve ekonomik hayatın gereksinimleri dikkate alınarak kanun koyucunun oluşturacağı suç siyasetine göre belirlenir. Kanun koyucu, izlediği suç politikası gereği bazı fiilleri ceza hukuku alanından çıkarabileceği gibi korunan hukuki değerler ile bunun sonuçlarını esas alarak bazı suçlar için farklı yaptırımlar öngörebilir. Bu konudaki tercih ve takdirin yerindeliği anayasal denetimin kapsamı dışında kalmaktadır. Bu itibarla kuralda düzenlenen suçun ve yaptırımın kanun koyucunun suç ve suçlulukla mücadelede suç siyasetinin bir gereği olarak takdir yetkisi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. Dolayısıyla kuralla ifade özgürlüğüne getirilen sınırlamanın ulaşılmak istenen meşru amaç bakımından gerekli olmadığı söylenemez.
32. Orantılıhk incelemesinde kuralda şeref ve itibarın korunması hakkı ile diğer tarafın Anayasa’da güvence altma alınan ifade özgürlüğünden yararlanma hakkı arasında adil bir dengenin sağlanıp sağlanmadığının değerlendirilmesi gerekir.
33. Bu itibarla öncelikle mahkemelerin hukuk kurallarını yorumlama yetkisinin, bunların Anayasa hükümleri ışığında yorumlanması yükümlülüğünü de beraberinde getirdiği gözetilmelidir. Buna göre mahkemeler, önlerindeki uyuşmazlığa uygulayacakları mevzuat hükümlerini anayasal ilke ve güvenceleri gözeterek yorumlama mecburiyeti altındadır. Bir mevzuat hükmünün birden farklı şekilde yorumlanmasının mümkün olduğu hâllerde Anayasa’ya aykırı olan yorumdan kaçınılması Anayasamın üstünlüğü ilkesinin bir gereğidir. 
Diğer bir ifadeyle Anayasa’ya uygun yorum ilkesi hâkimin hukuk kurallarını yorumlama serbestîsinin sınırını oluşturmaktadır. Dolayısıyla hâkimin bir hukuk kuralının anlam ve kapsamını tespit ederken Anayasa’yı ve anayasal ilkeleri hesaba katmaması Anayasamın normlar hiyerarşisinin en üstünde yer almasını anlamsız hâle getirir. Bu bağlamda Anayasa, kâğıt üzerinde kalan bir metin değil yaşayan, hukuk sistemini yönlendiren, her türlü kamusal tasarrufta gözetilmesi gereken hukuki bir belgedir (Mehmet Fatih Bulucu [GK], B. No: 2019/26274,27/10/2022, § 76).
34.   Nitekim Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuruda verdiği kararlarında itiraz konusu kuralda olduğu gibi çatışan haklar söz konusu olduğunda ne surette dengeleme yapılacağına dair genel ilkeleri ortaya koymuştur. Bu kapsamda kuralla ilgili yargılamalarda; ifadelerin kim tarafından dile getirildiği (Nihat Zeybekti [1. B.], B. No: 2015/5633, 8/5/2019, § 29), hedef alınan kişinin kim olduğu, tanmmışlık düzeyi, ilgili kişinin önceki davranışları, katlanılması gereken ve kabul edilebilir eleştiri sınırlarının sade bir vatandaş ile karşılaştırıldığında daha geniş olup olmadığı, ifadelerin genel yarara ilişkin bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı, kamuoyu ile diğer kişilerin düşünce açıklamaları karşısında sahip olduklan hakların ağırlığı, kamuyu bilgilendirme değeri, toplumsal ilginin varlığı ve konunun güncel olup olmadığı, müştekinin kendisine yöneltilen ifadelere cevap verme olanağının bulunup bulunmadığı, ifadelerin hedef alman kişinin hayatı üzerindeki etkisi, ifadelerin, kullanıldıkları bağlamından kopartılıp kopartılmadığı gibi hususların değerlendirilmesi gerekmektedir (hedef alınan kişinin kamusal yetki kullanan bir görevli olması nedeniyle yapılan değerlendirmelerin bulunduğu kararlar için bkz. Ali Suat Ertosun (7) [2. B.], B. No: 2014/1416, 15/10/2015, § 36; Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri [GK], B. No: 2018/17635, 26/7/2019, § 128, 129; Nilgün Halîoran [2. B.], B. No: 2012/1184, 16/7/2014, § 45; Kadir Sağdıç [GK], B. No: 2013/6617, 8/4/2015, §§ 61-63; hedef alınan kişinin siyasetçi olması nedeniyle yapılan değerlendirmelerin bulunduğu kararlar için bkz. Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 66, 67; Ergün Poyraz (2) [GK], B. No: 2013/8503, 27/10/2015, § 56; Kemal Kılıçdaroğlu [1. B.], B. No: 2014/1577. 25/10/2017, §§ 59- 61; ifadelerin genel yarara ilişkin bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı, kamuoyu ile diğer kişilerin düşünce açıklamaları karşısında sahip oldukları haklarm ağırlığı konulu kararlar İçin bkz. Bekir Coşkun, § 69; Çetin Doğan (2) [GK], B. No: 2014/3494,27/2/2019, § 62; Ergün Poyraz (2), § 56; Kadir Sağdıç, §§ 60-66; İlhan Cihaner (2), §§ 66-73; Nihat Zeybekti, § 32; kamuyu bilgilendirme değeri, toplumsal ilginin varlığı ve konunun güncel olup olmadığı konulu kararlar için bkz. Seray Şahiner Özkan [1. B.], B. No: 2016/6439, 9/6/2021, § 44; İbrahim Okur (2) [1. B.], B. No: 2018/12363, 26/5/2021, § 28; müştekinin kendisine yöneltilen ifadelere cevap verme olanağının bulunup bulunmadığı konulu kararlar için bkz. Temel Coşkun [1. B.], B. No: 2017/1632. 29/1/2020, § 33; Şaban Sevinç (2) [1. B.], B. No: 2016/36777, 26/5/2021, § 42; Nihat Zeybekti. § 39; ifadelerin kullanıldıklan bağlamından kopartılıp kopartılmadığı konulu kararlar için bkz. Nilgün Halîoran, § 52; Bekir Coşkun, §§ 62,63; Önder Balıkçı [2. B.], B. No: 2014/6009,15/2/2017, § 45, Nihat Zeybekti, § 36).
35.    Öte yandan 5237 sayılı Kanun’un 127. maddesinde -Anayasamın 39. maddesinde de güvence altına alınan- ispat hakkına yer verilmiştir. Bu bağlamda kamu görevlilerinin görevlerini yerine getirmesiyle ilgili olarak yapılan isnatlardan dolayı açılan hakaret davalarında, sanığın isnadın doğruluğunu ispat etme hakkı bulunmaktadır. İsnadın ispatı hâlinde kural uyarınca kişilere ceza verilmeyecektir. 
36.    Yine anılan Kanun'un 128. maddesine göre yargı mercileri veya idari makamlar nezdinde yapılan yazılı veya sözlü başvuru, iddia ve savunmalar kapsamında kişilerle ilgili olarak somut isnatlarda ya da olumsuz değerlendirmelerde bulunulması ve isnat ile değerlendirmelerin gerçek ve somut vakıalara dayanması ve uyuşmazlıkla bağlantılı olması hâlinde, bu fiilleri nedeniyle kişilere ceza verilmeyecektir.
37.    Ayrıca Kanun’un 129. maddesinin (1) numaralı fıkrasında hakaret suçunun haksız bir fiile tepki olarak işlenmesi hâlinde, verilecek cezanın üçte birine kadar indirilebileceği gibi ceza vermekten de vazgeçilebileceği düzenlenmiştir. Dolayısıyla kamu görevlisinin görevinin gereklerine ay kırı fiillerinin haksızlık teşkil ettiği durumlarda faile ceza verilmemesi de mümkün olabilecektir.
38.    Diğer yandan kuralın uygulanması hâlinde hakaret suçunun temel cezasında oluşacak farklılığın kusur ilkesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir. Anayasamın 38. maddesinde düzenlenen cezalann şahsiliği ilkesiyle de bağlantılı olan kusur ilkesi, yaptınmın fiildeki haksızlık içeriğiyle orantılı olmasını gerektirmektedir. Bir fiil için öngörülecek yaptırımın azami sınırını failin kusuru belirlemektedir (AYM, E.2023/106, K.2023/205, 30/11/2023, §31).
39.    Ayrıca kanun koyucunun kuralın da yer aldığı 125. maddenin (1) numaralı fıkrasında basamaklı ve seçenekli bir ceza öngördüğü ve bu suretle cezanın bölünebilir niteliği de gözetildiğinde belirlenen cezanın faile göre bireyselleştirilmesine ve hakkaniyete uygun bir cezanın belirlenmesine imkân tanıdığı anlaşılmaktadır.
40.    Bu itibarla kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde temel cezanın bir yıldan az olamayacağının öngörülmesinin suça konu fiil ile ceza arasında bulunması gereken adil dengeyi bozmadığı, dolayısıyla kuralın orantılılık ilkesine aykırı olmadığı anlaşılmaktadır (benzer yönde AYM, E.2012/78. K.2012/111,12/9/2012; özel sağlık kurum ve kuruluşlarında görev yapan personelin görevleriyle bağlantılı olarak kendilerine karşı işlenen suçlar bakımından kamu görevlisi sayılacağı ve bu durumda anılan madde uyarınca belirlenen cezanın avrıca yan oranında arttınlacağına ilişkin kuralın orantısız olmadığına dair bkz. AYM, E.2020/91, K.2021/73,13/10/2021, § 32).
41.    Orantılılık ilkesi yönünden yapılan değerlendirmede son olarak, kural uyannca verilecek hükme karşı ilgililerin istinaf ve temyiz kanun yollanna başvurma imkânının bulunduğu ve böylece kuralın amacına uygun ve orantılı bir şekilde uygulanmasını sağlayacak yasal güvencelere de yer verildiği gözetildiğinde kuralla İfade özgürlüğüne getirilen sınırlamada elde edilmek istenen kamu yararı ile bireylerin hakları arasında olması gereken makul dengenin sağlandığı, dolayısıyla kuralın orantılı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
42.    Açıklanan nedenlerle kural, Anayasamın 13. ve 26. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
Haşan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususlann Anayasa’nın 13. ve 26. maddeleri yönünden yapılan
değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasamın 2. ve 10. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasamın 36. ve 40. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
2. Kanuncun 131. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasında Yer Alan “Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hariç;..” İbaresinin İncelenmesi
43.    Anayasamın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.
44.    Hukuk devleti ilkesi gereğince kanunların kamu yararı amacını gerçekleştirmek amacıyla yapılması gerekir. Anayasa Mahkemesince kamu yararı konusunda yapılacak inceleme, kanunun kamu yararı amacıyla yapılıp yapılmadığının araştırılmasıyla sınırlıdır. Anayasa’nın çeşitli hükümlerinde yer alan kamu yararı kavramının Anayasa’da bir tanımı yapılmamıştır. Ancak Anayasa Mahkemesinin kararlannda da belirtildiği gibi kamu yararı; bireysel, özel çıkarlardan ayn ve bunlara üstün olan toplumsal yarardır. Kamu yararı düşüncesi olmaksızın yalnız özel çıkarlar için veya sadece belli kişilerin yararına kanun hükmü konulamaz. Böyle bir durumun açık bir biçimde ve kesin olarak saptanması hâlinde söz konusu kanun hükmü Anayasamın 2. maddesine aykırı düşer. Açıklanan istisnai hâl dışında bir kanun hükmünün gereksinimlere uygun olup olmadığı, hangi araç ve yöntemlerle kamu yararının sağlanabileceği kanun koyucunun takdirinde olduğundan bu kapsamda kamu yararı değerlendirmesi yapmak anayasa yargısıyla bağdaşmaz (AYM, E.2018/99, K.2021/14, 3/3/2021, § 102).
45.    Şikâyet, mağdur veya suçtan zarar görenin yetkili merciye başvurarak suç teşkil eden belli bir fiil dolayısıyla soruşturma ve kovuşturma yapılması yönünde irade açıklamasıdır. Ceza davasının kamusallığı ilkesi gereği kural olarak adli makamların suç şüphesini öğrenmeleri ile birlikte kendiliğinden soruşturmaya başlamaları gerekir. Bununla birlikte kanun koyucu; suçların ağırlığı, kamu düzeni açısından önemi, özel hayatın gizliliği gibi unsurları gözeterek doğrudan takip edilmesi gereken suçlarla soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlan birbirinden ayırabilir. Bu anlamda bir muhakeme şartı olarak şikâyet kurumunun suçun mağdurunu da koruyan fonksiyonu bulunmaktadır. Zira suçun önem derecesi itibarıyla yalnızca mağdurun hukuki menfaatini ihlal edeceği durumlarda, bir adli sürecin yürütülmesi kamu yaranna dönük olmayabileceği gibi suçun mağdurunun hukuki menfaatini de olumsuz yönde etkileyebilir. Dolayısıyla takibi şikâyete bağlı olan suçlar ile kendiliğinden soruşturulacak suçlar arasmda yapılan bu ayrım, anayasal kurallar çerçevesinde suç ve ceza siyasetini belirleyen kanun koyucunun takdirindedir.
46.    Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hakaret suçunda kamu görevlilerinin şeref ve itibarının yanı sıra kamu görevlileri eliyle yürütülen hizmetin etkin ve verimli bir şekilde yerine getirilmesi sağlanarak kamu düzeninin korunması amaçlanmaktadır. Bu bağlamda takibinde yalnızca mağdurun değil kamunun da hukuki menfaatinin söz konusu olduğu durumlarda suçun şikâyet şartı aranmaksızın doğrudan soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmasının suç ve suçlularla etkin mücadele edilmesine, suç işlenmesinin
önlenmesine ve kamu düzeninin sağlanmasına katkı sunduğu açıktır. Bu itibarla kamu görevlilerine karşı görevinden dolayı işlenecek hakaret suçunda soruşturma ve kovuşturma usulüyle ilgili düzenleme yapan itiraz konusu kural, kanun koyucunun takdir yetkisi kapsammda olup kuralda kamu yararı dışında bir amaç gözetildiği söylenemez. Dolayısıyla kuralın hukuk devleti ilkesine aykın bir yönü bulunmamaktadır.
47.    Öte yandan Anayasamın 10. maddesinde "Herkes, dil. ırk. renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir,/ Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz./ Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz./ Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz./ Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde (...) kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar/' denilmek suretiyle kanun önünde eşitlik ilkesine yer verilmiştir.
48.    Anayasalım anılan maddesinde belirtilen kanun önünde eşitlik ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı aynı durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalannı sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aym durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aym kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayn hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasalda öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez (AYM, E.2020/95, K.2022/3, 26/1/2022, § 25; E.2022/65, K.2022/102,8/9/2022, §11).
49.    Kuralda hakaret suçunun takibinde hangi durumda şikâyet şartının aranmayacağının açık bir şekilde düzenlendiği ve söz konusu suçu işlediği iddia olunan kişilerin tümü yönünden kuralın aynı şekilde uygulandığı anlaşılmaktadır. Diğer yönüyle ceza hukukunda kanun önünde eşitlik ilkesinin uygulanması da kuşkusuz suçun nitelikli hâllerinden birini işleyen failin, suçun basit ya da diğer nitelikli hâllerini işleyen faillerle her yönden aynı kurallara bağlı tutulmalarını gerektirmemektedir. Buna göre kamu görevlisine karşı görevinden dolap hakaret suçunu işleyen fail ile suçun basit veya diğer nitelikli hâllerini işleyen faillerin aynı hukuksal durumda bulunmadıkları açıktır. Farklı hukuksal konumda olanlann farklı hukuksal düzenlemelere tabi tutulmalarının eşitsizliğe yol açtığı söylenemez. Bu itibarla kuralda eşitlik ilkesiyle çelişen bir yön bulunmamaktadır.
50.    Açıklanan nedenlerle kural, Anayasamın 2. ve 10. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
Haşan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİN OĞLU, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın Anayasamın 26., 36. ve 40. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. 

IV. HÜKÜM
26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunumun;
A.    125. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (a) bendinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Haşan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞARTn karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
B.    131. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan "Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hariç;... ” ibaresinin Anayasa'ya aykırı olmadığma ve itirazın REDDİNE, Haşan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞARTn karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
25/12/2025 tarihinde karar verildi.