USD : 18,56 %0,23
EUR : 18,42 %0,85
ALTIN (Gr): 1.020,54 %0,66
BIST 100 : 3.462,41 %2,08
BITCOIN : 20.003,98 %2,08
Petrol : 91,07 %2,48
KPSS

ÖSYM ve KPSS üzerine... Sıfır hata ile sınav yapmanın zorlukları vardır!

Eski YÖK Üyesi Durmuş Günay, ‘Yalanın hakikatin yerini aldığı, sorunun kendisini çözüm gibi sunduğu, idrakin bulanıklaştığı bir çağda yaşıyoruz’ değerlendirmesinde bulunuyor. 'Milyonları aşan adayın sınava girdiği, iletişimin bu kadar güçlendiği bir çağda, sıfır hata ile sınav yapmanın zorlukları vardır. '

29 Ağustos 2022 Pazartesi 14:51

Eski YÖK Üyesi Durmuş Günay, ‘Yalanın hakikatin yerini aldığı, sorunun kendisini çözüm gibi sunduğu, idrakin bulanıklaştığı bir çağda yaşıyoruz’ değerlendirmesinde bulunuyor. 'Milyonları aşan adayın sınava girdiği, iletişimin bu kadar güçlendiği bir çağda, sıfır hata ile sınav yapmanın zorlukları vardır. '

Hakikat-Sonrası Çağ (Post-Truth Era) terimi Batı literatüründe, yakın geçmişte, sıkça kullanılmakta olan bir terim. Kimi zaman hissedip adını koy(a)madığımız kavrama ait bir terime rastlayınca zihnimizde bulanık olarak dolaşan kavramın terimi işte bu olmalı deriz. “Hakikat-sonrası çağ” terimi benim için böyle oldu. İnsanlara, kimi zaman, yanlış yargılarının doğru veya doğru yargılarının yanlış olduğunu anlattığınız, hatta apaçık gerçeklikler hakkında ikna ettiğinizi zannettiğiniz halde dahi doğru olanı kabul etmediklerini görünce şaşırırız. Onlar, yanlışa, yalana itibar etmekte devam ederler. Bu neden böyledir?

Kimi nedenler belirtilebilirse de henüz tam olarak bu problemi çözebilmiş değilim. Ancak bu durum özelikle sosyal medyanın hâkim olduğu günümüzde çok yaygındır. Yalan, hakikatten daha cazip görünüyor insanlara! Ben “hakikat-sonrası çağ” terimine böyle bir anlam yüklüyorum.

Cumhuriyet gazetesinde, eski YÖK başkan vekili bir profesörün (bundan sonra yazı boyunca Cumhuriyet Yazarı anlamında “CY” olarak anılacaktır) 10 Ağustos 2022’de yayımladığı ‘ÖSYM’de neler oluyor’ yazısı, bana ‘hakikat-sonrası çağ’a canlı bir örnek gibi göründü.

CY’nin yazısı özet olarak şunları dile getiriyor: ÖSYM’nin ilk çeyrek asrı Prof. Dr. Altan Günalp ekolü dönemi, ‘güven’ dönemidir. Bu ekolün son temsilcisi, Prof. Dr. Ünal Yarımağan’dır. Prof. Dr. Ali Demir’den sonrası ‘dramatik dönem’dir. CY, “31 Temmuz 2022 KPSS Skandalı” üzerine ÖSYM’nin başına getirilen “Prof. Dr. Bayram Ali Ersoy’un özgeçmişine bakarsak, matematik alanında iyi bir eğitimden geçtiği, bilimsel yayın performansıyla başarılı olduğu görülmektedir” diyor. Ancak, ‘ortalığa saçılan paylaşımında’ Ersoy’un, ‘ünlü bir tarikat liderine övgülerle taziyede bulunduğunu’ yazmış. ‘Kız çocukların okumasına ve kadınların iş yaşamında yer almasına karşı olan’ bir tarikat liderini ‘gül yüzlü efendisi’ olarak görmekte imiş. Böyle biri ÖSYM’nin başına getirilmiş. Böyle yazmış CY.

Acaba hakikat öyle mi? Yoksa hakikat-sonrası çağ hakikati(!) mi söz konusu? Öncelikle, hakkı teslim etmek borcumuz olmalı. Günalp’ın kurduğu ÖSYM dünya çapında başarılı bir sistemdir. Günalp ile “Günalp ekolünün son temsilcisi” (CY’nin yaptığı niteleme) Yarımağan’ın çok dürüst, çok güvenilir insanlar olduğu konusunda benim de kuşkum yoktur. Ancak merkezi sınavlarda sorunlar olagelmiştir. 1973’te üniversite giriş sınav soruları sınav öncesi gece çalındı ve sınav iptal edildi. 2009’daki PMYO (Polis Meslek Yüksek Okulu) sınavı ile 2010’da yapılan KPSS’nin iptal edilen eğitim bilimleri sınavını Yarımağan’ın başkanı olduğu ÖSYM yapmıştı.

İPTAL EDİLEN SINAV

2010’da iptal edilen sınav ile ilgili bir anımı paylaşmak isterim. YÖK Yürütme Kurulu üyesi idim. Ünal Hoca YÖK’e geldi, o zaman YÖK başkan vekili olan Prof. Dr. Yekta Saraç’ın odasında üçümüz birlikte görüştük. Ünal Hoca, bir kağıdın üzerine iptal edilen eğitim bilimleri sınavının sonuçlarına ait çan eğrisini çizdi. Sınav sonuçlarının daima çan şeklinde bir eğri olması gerekir. Ancak eğri çan şeklinde (tek hörgüçlü) değil, çift hörgüçlü idi. Ünal Hoca, böyle bir eğri olamaz, sorular sızmış, ben istifa edeceğim dedi. Yekta Bey bana, ne diyorsun Durmuş Hoca, dedi. Ben de, biz istişare edelim Ünal Hocaya kanaatimizi bildirelim, dedim. Yekta Bey ile konuyu müzakere ettik. Yekta Bey, Ünal Hocayı aradı, biz sizin iradenize uyuyoruz, dedi. Ünal Hoca istifa etti.

Ünal Hocanın istifası üzerine, o zaman, Demir, YÖK tarafından vekaleten ÖSYM başkanlığına getirildi. Demir’i İngiltere’de doktora yaptığı 1987’den, beri tanırım. İyi bir bilim adamı, iyi bir mühendis, alabildiğine dürüst ve çok zarif bir adamdır. Demir’in zarafeti, dosdoğru konuşmak dışında başka bir ifadeye tevessül etmemesi, medya mensuplarını cesaretlendirmiştir.

Demir yönetiminde ÖSYM’de olanların pek çoğuna çok yakinen şahit oldum. Özellikle doğu ve güneydoğuda yaygın yaşanan toplu kopya alışkanlıklarını ortadan kaldırmak ve toplu kopyayı kökünden kazıyan “her adaya farklı soru kitapçığı” ancak dijital baskı ile mümkündü. Demir, tek bir adayın dahi haksızlığa uğramasına tahammül edemeyeceği için bunu mutlaka yapmak hususunda karalıydı. Dijital baskının ve ilk defa uygulanan her adaya farklı soru kitapçığı baskısının bir sonucu olarak çok basit iki “hata” oluşmuş soru kitapçıklarında. İlki sadece basına verilen soru kitapçığı için söz konusu idi. Yani sınava giren1.5 milyon adayın soru kitapçığında değil sadece tek bir soru kitapçığında söz konusu olan bu durum basın tarafından “şifre skandalı” olarak nitelendirildi. Oysa tek bir aday bile bu soru kitapçığını görmemişti. Bunu izale etmek için tüm adayların soru kitapçıkları internet üzerinden yayınlandı.

Gerçekten bu durum başka hiçbir adayın soru kitapçığında yoktu. Ama maalesef, dijital baskının bir başka “örüntü”ye daha yol açtığı görüldü. Basın bir kez daha ayağa kalktı, bir daha “skandal” naraları atıldı. Çok yüksek bir tansiyona rağmen Demir ve ekibi çok titiz bir analiz yaptı ve sınav sonuçlarında en ufak bir anormallik olmadığını ve bu örüntüye uyarak doğru cevaplamış tek bir adayın dahi olmadığını tespit etti. İlgili merciler ve Başbakan ile istişare ettikten sonra sınavı iptal etmeden adayları mağdur etmeden sağlam bir ÖSYM’nin kurulması için gayret etti.

Demir ve ekibinin karşılaştığı bir başka sorun da 2012-KPSS’de yaşandı. 31 Temmuz 2022 tarihinde yapılan KPSS’ye benzer biçimde sınavdan sonra basında ve internette sınavdan önce soruların sızdırıldığı iddiaları vardı. Demir, yine büyük bir titizlik içinde sınava giren adayların cevap kağıtlarını hızla analiz ederek ve elektronik bilişim ağının ince kanallarını analiz ederek, soruların çok sınırlı sayıda adaya eriştiği tespitini yapmış, zamanın Başbakanına durumu arz etmiş ve bilgisi dahilinde, sadece soruların eriştiği tespiti yapılan adayların sınavları iptal edilerek, toptan sınav iptal edilmeden yoluna devam etmiştir. Çünkü sınav iptali gerçekten tüm adaylar için çok ama çok büyük bir travmadır. Sınav, sadece somut veriler üzerinden iptal edilmelidir.

Demir, ÖSYM’de yaptığı işlerin öneminin bir gün anlaşılacağını düşünür hep. Cernobil Faciası sırasında Türkiye Atom Enerjisi Kurumu başkanı olan Prof. Dr. Ahmet Yüksel Özemre’ye bir gazeteci, “sizin irticacı olduğunuz söyleniyor” deyince Özemre, “sizin de homoseksüel olduğunuz söyleniyor” karşılığını veriyor. Gazeteciler, sorumluluk içinde çalışmak durumundadırlar.

Demir’in zarafeti, nezaketi bu tür ifadelere asla izin vermez. Ne zaman, medyada ÖSYM söz konusu olsa Demir’den söz açılır, itham edilir. Yarımağan döneminde yapılan 2010’daki iptal edilen KPSS sınavının sorumluluğu da medyada Demir’e yükleniyor. İptal edilen 31 Temmuz 2022 KPSS sınavı söz konusu olduğunda yine Demir ile ilişkilendirilmektedir.

İNANMA EĞİLİMİ

Bütün bunlar bana hakikat-sonrası çağı hatırlattı. Yalana inanmaya teşne zihinsel yapılar, sınavlara dair suistimal söylentilerine, özellikle sınavda başarı gösteremeyenler, acabasız inanma eğilimindedir. Çünkü insan, benmerkezcilik, kendini aklama ihtiyacı, kötünün nedenini başkasına yansıtma gibi zaaflarla malüldür.

Demir ÖSYM Başkanı iken YÖK adına, ÖSYM Yönetim Kurulu üyesi idim. Dolayısıyla, Demir’in malum örgüt üyeliği iddiası ile yargılanmakta olduğu süreçte, mahkeme yaklaşık bir saat kadar beni de dinledi. Ağır ceza reisine, süreci anlattım ve şunları da söyledim: Savcı Bey buradalar, yaklaşık 180 sayfa olan iddianameyi baştan sona okudum milyonlarca adayın girdiği sınavlarda kaçınılmaz olarak sorunlar yaşanıyor. Ancak, iddianamede Demir’in malum örgüt ile bir ilişkisini gösteren bir tek kanıt gör(e)medim, dedim. Savcı Bey bir şey söylemedi. Demir’i malum örgüt ile ilişkilendirmek “minareye kuyu” demektir, dedim. Yedi yıldır sürmekte olan yargılamada, Demir’e on günlük gözaltı haricinde ceza veril(e)memiştir.

BULAŞICI SORUN

Milyonları aşan adayın sınava girdiği, iletişimin bu kadar güçlendiği bir çağda, sıfır hata ile sınav yapmanın zorlukları vardır. Sistem kimi arızalara rağmen başarı ile çalışmaktadır aslında. Ancak her iyiyi, doğruyu kimin yaptığına bakarak karalama veya güzelleme hastalığı var. Hastalık bulaşıyor, sağlık bulaşıcı değil. Korumak zor sağlığı. Bulaşıcı olan hastalık kolayca yayılıyor. Doğruyu yanlış, yanlışı doğru yapmak için savaşan, ülkenin en hayati konularını dahi krizlere dönüştürmeye çalışan bir ortam var. Hiçbir sağlam gerekçesi olmadığı halde yanlışta ısrar eden zihinsel yapılar var. İnsan sıfır hata ile işlerini gerçekleştirememektedir. Bilindiği üzere, birkaç yıl önce, ABD’nin uzay aracı küçük bir hata yüzünden uzayda yandı.

CY, yeni atanan ÖSYM Başkanı Ersoy’un özgeçmişine göre “matematik alanında iyi bir eğitimden geçtiğini ve yayın performansı ile başarılı” olduğunu görmüş. Ancak, yeni başkanın ÖSYM’yi tarikat liderinin öğretilerine göre mi, yoksa bilimi ve aklı temel alarak mı yöneteceğini bekleyip görecekmiş!
Aslında CY’nin, ÖSYM Başkanı Ersoy bir hata yapsa da “ben söylememiş miydim” demek için pusuda beklediği besbelli. Görevine henüz başlamış, daha hiçbir icraatı olmamış kişiyi karalama girişimi, kime ne kazandırır? CY, bu yazısı ile Ersoy’u, tarikat şeyhi için kullandığı ifadeden hareketle, büyük bir suç işlemiş gibi, sosyal medyanın önüne atıp vurun, linç edin, demek istiyor sanki.

Ersoy’u tanımam. Adını ÖSYM Başkanı olunca duydum. Tarikat liderini de tanımam. Benim üzerinde durmak istediğim CY’nın sözlerinin dayanağı totaliter zihni yapıdır. Bir kişinin kimi sevip sevmeyeceğine, başka biri mi karar verecek? Sevdiği kişinin fikirleri ile sevenin fikirleri aynı olur diye bir şart mı var?
Aristoteles’in, Hocası Platon için, “Hocamı çok severim fakat hakikati ondan daha çok severim” dediği bilinir. Marx, çocuklarının geçimini karşılamaktan daha fazla, purolarını, kadınları ve birasını severmiş. Bazı çocukları yetersiz beslenmekten ölmüş. CY’nin mantığına göre, Marxistler de böyledir mi diyeceğiz? Bu örnekleri daha çoğaltabiliriz. Bu kadarı ile yetinelim.

Yalanın hakikatin yerini aldığı, sorunun kendisini çözüm gibi sunduğu, idrakin bulanıklaştığı bir çağda yaşıyoruz.

DURMUŞ GÜNAY-Karar Gazetesi