Covid-19 bir neslimizi çaldı
Pandemi döneminde okul disiplini ve sosyal bağlardan kopan "hayalet kuşak", sadece akademik bilgi kaybı değil; derin bir sınır bilinci yoksunluğu, davranış bozukluğu ve sığ öğrenme alışkanlığı sebebiyle önümüzdeki on yılı tehdit eden ciddi bir toplumsal risk barındırıyor.

Pandemi sürecinde çocukların uzun süre evlere kapanması, yalnızca derslerden geri kalınan bir döneme yol açmadı; bir kuşağın okulla, toplumla ve kendisiyle kurduğu bağı derinden sarstı.
Uzmanlara göre özellikle ergenlik çağındaki çocuklarda bu dönem, akademik kayıpların ötesine geçerek duygusal kopuş, sosyal gerileme ve davranış problemlerini de beraberinde getirdi.
Bu tablo, Kahramanmaraş'ta yaşanan ve ülke genelinde büyük yankı uyandıran okul saldırısının ardından yeniden gündeme geldi.
Saldırıyı gerçekleştiren 14 yaşındaki İsa Aras Mersinli'nin babası Uğur Mersinli'nin emniyette verdiği ifade, eğitim çevrelerinde yeni bir tartışmanın kapısını araladı. Tutuklu baba ifadesinde, oğlunun 8 yıllık eğitim hayatında yalnızca 3 yıl okula gidebildiğini, bunun nedeninin ise pandemi ve deprem dönemleri olduğunu söyledi. Eğitimciler bu sözlerin, bireysel bir savunmanın ötesinde, bir kuşağın yaşadığı yapısal kopuşun somut bir göstergesi olduğunu vurguluyor.
OKUL DİSİPLİNİ UNUTULDU
Eğitim uzmanı Muhammet Tosun, uzun süre yüz yüze eğitimden uzak kalan çocukların; okul disiplinine, otoriteye ve sosyal kurallara uyum sağlamakta ciddi zorluklar yaşadığını belirtiyor. Okuldan uzak kalmanın kişilik yapılarına göre çocuklarda farklı türden davranış değişikliklerine neden olabileceğini vurgulayan Tosun "Yüz binlerce öğrenci okuldan çok uzun süre uzak kaldı ve her birinde farklı eksiklikler görebiliriz. Hem akademik hem de sosyal anlamdaki bu eksiklikler aile içerisinde telafi edilmezse ciddi sıkıntıları beraberinde getirebilir" dedi.
Ergenlik döneminde yaşanan bu kopuşun; öfke kontrolü, empati ve sınır bilinci gibi temel alanlarda derin boşluklar oluşturduğuna dikkat çeken Tosun, sorunun yalnızca "okula gidememek" olmadığını, okulun kazandırdığı davranış ve denge mekanizmalarının da bu süreçte büyük ölçüde yitirildiğini ifade ediyor.
DERİN ÖĞRENME KAYBI VAR
Eğitim sistemi bugün, bu sosyal krizle bağlantılı, daha sessiz ancak en az onun kadar tehlikeli bir sorunla daha karşı karşıya:
Derin Öğrenme Kaybı. Pandemi dönemindeki uzaktan eğitimle ortaya çıkan ve dijital tüketim alışkanlıklarıyla kronikleşen bu durum; okuma-yazma, dört işlem ve mantık yürütme gibi temel bilişsel becerileri ciddi biçimde aşındırıyor.
Eğitimciler öğrenme sürecini bir binaya benzetiyor: Temel sağlam değilse, üst katların inşa edilmesi imkansız hale geliyor. Bugün sınıflarda yaşanan tablo da bu benzetmeyi doğrular nitelikte.
YÜZEYSEL ÇALIŞIYORLAR
Öğrencilerin büyük bölümünün sınavı geçecek kadar yüzeysel ezber yaptığı, bilgilerin ise sınavdan hemen sonra hafızadan silindiği görülüyor. Özellikle 2020-2022 yılları arasındaki müfredat boşlukları, bugün üst sınıflarda "anlayamama" ve öğrenmeden kopma olarak kendini gösteriyor.
Kısa videolar, sürekli bildirim akışı ve dijital dikkat dağınıklığı çocukların derin odaklanma kapasitesini zayıflatırken; nitelikli eğitime erişebilenler ile bu imkandan yoksun kalanlar arasındaki sosyo-ekonomik uçurum son yılların en yüksek seviyesine ulaşıyor.
NE YAPILMALI?
Eğitimciler çözüm konusunda net: Standart okul saatleri bu kaybı telafi etmeye yetmez. Çözümün, bireyselleştirilmiş telafi programları ve "öğrenmeyi öğrenme" becerisinin müfredatın merkezine alınmasıyla mümkün olabileceği belirtiliyor. Biriken bu "eğitim borcu" acilen kapatılmazsa, önümüzdeki 10 yıl içinde iş gücüne katılacak neslin analitik düşünme ve problem çözme yetkinliklerinde sistematik bir gerileme yaşanması kaçınılmaz görünüyor. Uzmanlar, bu tablonun artık bir uyarı değil, gecikmiş bir alarm olduğunu ve bedelin toplumun tamamı tarafından ödenmeye başlandığını vurguluyor.
Mahmut ÖZAY
