Boşanma davası reddedilirse bir sene içinde tekrar dava açılamaması Anayasa'ya uygun bulundu
Anayasa Mahkemesi 12/2/2026 tarihinde E.2025/203 numaralı dosyada, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 166. maddesinin 7532 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle değiştirilen dördüncü fıkrasında yer alan “…bir yıl…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine karar vermiştir.

İtiraz Konusu Kural
İtiraz konusu kuralda, boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak bir yıl geçmesi hâlinde her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliğinin temelden sarsılmış sayılacağı ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verileceği öngörülmüştür.
Başvuru Gerekçesi
Başvuru kararında özetle, itiraz konusu kuralda öngörülen sürenin ilgililerin boşanma kararı elde etmelerini önemli oranda güçleştirdiği ve ölçülülük ilkesiyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Mahkemenin Değerlendirmesi
İtiraz konusu kuralda evlilik birliğinin temelden sarsılmış sayılmasına ilişkin bir karine öngörülmüştür. Buna göre boşanma davasının reddine dair kararın kesinleştiği tarihten itibaren itiraz konusu kural uyarınca bir yıl içinde ortak hayatın yeniden kurulamadığı ortaya konulduğunda evlilik birliğinin temelden sarsıldığı kabul edilecek ve eşlerden birinin talebi üzerine boşanma kararı verilecektir.
Bu itibarla anılan kural kapsamında evlilik birliğinin temelden sarsılmış sayılmasına ilişkin karinenin işlerlik kazanmasına yönelik bir şart olarak önceki boşanma davasının reddine dair kararın kesinleşmesinden itibaren geçmesi gereken bir yıllık süreyi düzenleyen kural, özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sınırlama getirmektedir.
Anayasa’nın 41. maddesinde ailenin Türk toplumunun temeli olduğu belirtilmiş ve devlete ailenin korunmasına yönelik ödev yüklenmiştir. Boşanma davasının reddine ilişkin kararın kesinleşmesinden sonra ortak hayatın yeniden kurulamaması nedeniyle evlilik birliğinin temelden sarsıldığından söz edebilmek için kesinleşmeden itibaren geçmesi gereken bir yıllık sürenin Türk toplumunun temeli olarak kabul edilen aile kurumunun mümkün olduğu kadar ayakta tutulması amacına yönelik olmadığı söylenemez. Bu itibarla kuralla özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına getirilen sınırlamanın Anayasa’nın 41. maddesinde devlete yüklenen aileyi koruma ödevi bağlamında meşru bir amacının bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Boşanma davasının reddine ilişkin kararın kesinleşmesinden sonra ortak hayatın yeniden kurulamaması nedeniyle evlilik birliğinin temelden sarsılmış sayılması için bir yıl beklenmesinin aile kurumunun mümkün olduğu ölçüde ayakta tutulmasına katkı sunacağı açıktır. Bu itibarla kuralla özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına getirilen sınırlamanın aileyi koruma amacına ulaşma bakımından elverişli olmadığı söylenemez.
Aile kurumunun anayasal önemini gözönünde bulundurmak suretiyle boşanmaya ilişkin usul ile esasları düzenlemek ve bu bağlamda boşanma davasının reddine ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren hangi süre içinde ortak hayatın yeniden kurulamamasının evlilik birliğinin temelden sarsılmış sayılmasını gerektireceğini belirlemek kanun koyucunun takdirindedir. Bu itibarla kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında kalan kuralla özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına getirilen sınırlamanın aileyi koruma amacına ulaşma bakımından gerekli olmadığı da söylenemez.
Ortak hayatın yeniden kurulamaması nedeniyle evlilik birliğinin temelden sarsılmış sayılmasına ilişkin şartların belirlenmesi kanun koyucunun takdirinde ise de bu kapsamda öngörülen kuralın orantılılık alt ilkesi gereğince ilgililere katlanamayacakları bir külfet yüklememesi gerekir.
Anayasa Mahkemesinin daha önce verdiği iptal kararında (AYM, E.2023/116, K.2024/56, 22/2/2024) söz konusu fıkrada düzenlenen süreç bir bütün olarak değerlendirildiğinde ortak hayatın yeniden kurulamadığı hâllerde makul olmayan bir süre boyunca ilgililerin boşanma kararı elde etmelerine imkân tanınmadığı ve ilgililere katlanamayacakları bir külfet yüklendiği belirtilmiştir.
Anılan iptal kararının ardından yapılan değişiklikle boşanma hakkını kullanmak isteyen tarafların menfaatleri ile ailenin korunmasından kaynaklanan kamusal yarar arasında bir denge sağlanabilmesi amacıyla ortak hayatın yeniden kurulamaması nedeniyle evlilik birliğinin temelden sarsılmış sayılması için boşanma davasının reddine yönelik kararın kesinleşmesinden itibaren geçmesi gereken sürenin üç yıldan bir yıla indirildiği anlaşılmaktadır.
Süreç bir bütün olarak gözetildiğinde kural kapsamında ortak hayatın yeniden kurulamaması nedeniyle evlilik birliğinin temelden sarsılmış sayılmasına dair karinenin işlerlik kazanması için öngörülen bir yıllık sürenin ilgililere katlanamayacakları bir külfet yüklediği savunulamaz.
Bu itibarla özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı ile aileyi koruma amacı arasında makul bir denge sağlayan kuralın ölçülülük ilkesini ihlal etmediği sonucuna ulaşılmıştır.
Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin reddine karar vermiştir.
