Gazete Memur

Aile ve Gençlik Fonu'nun 'her türlü veri ve bilgiyi' isteme yetkisi iptal edildi

Anayasa Mahkemesi, 22/11/2023 tarihli ve 7474 sayılı Aile ve Gençlik Fonu Kurulması Hakkında Kanun’un; 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “...veri ve bilgi talep edilmesi hâlinde,..." ve “...talep edilen her türlü veri ve bilgiyi Fonun belirleyeceği şekil ve süreler içinde..." ibarelerini iptal etti.

Giriş:
Güncelleme:

Kurallar, kendileri ile protokol imzalanan özel hukuk tüzel kişileriyle kamu tüzel kişiliği içinde yer alan ilgili kurum ve kuruluşlarına, uhdelerinde bulunan özel hukuk tüzel kişilerine ait veri ve bilgiyi de Fona verme yükümlülüğü öngörmek suretiyle Fonu işletme ruhsatı, mesleki ünvan, ticari sır, fikrî hak ya da müşteri çevresi gibi ekonomik değeri bulunan varlıklara ilişkin veri ve bilgiyi temin etme hususunda da yetkili kılmaktadır. Bu itibarla kurallar tüzel kişiler bakımından mülkiyet hakkına yönelik bir sınırlama getirmektedir.

Kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı kapsamında kanunilik, meşru amaç, ölçülülük ilkesinin elverişlilik ve gereklilik alt ilkeleri yönünden belirtilen gerekçeler tüzel kişilerin mülkiyet hakkına getirilen sınırlama yönünden de geçerlidir. Bu itibarla kuralların kanunilik şartını taşıdığı, anayasal anlamda meşru amacının bulunduğu, bu amaca ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olduğu anlaşılmıştır.

Diğer yandan gerek 7474 sayılı Kanun’da gerekse başka bir kanunda kurallar kapsamında Fon tarafından elde edilen tüzel kişilere ait veri ve bilginin kullanılmasına ve saklanmasına ilişkin temel ilke ve esaslann belirlenmediği, bu bağlamda söz konusu veri ve bilginin ne suretle ve ne kadar süreyle saklanacağına, söz konusu veri ve bilginin talep edilmesi hâlinde ilgili tüzel kişilerin buna itiraz etme imkânı olup olmadığına, veri ve bilginin bir süre sonra silinip silinmeyeceğine, silinecekse bu sırada izlenecek usulün ne olduğuna ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmadığı, dolayısıyla kurallar uyannca elde edilen veri ve bilginin gizliliğinin korunması ve amacı dışında kullanılmasını önleyecek yasal güvencelere yer verilmediği gibi bu veri ve bilginin kötüye kullanılıp kullanılmadığını denetleyecek mekanizmalarla -özellikle keyfîliğe karşı denetim ve uygulanacak yaptırımlarla- ilgili yeterli güvencelerin de öngörülmediği anlaşılmıştır.

Bu itibarla Kurula sunulan projelere ilişkin olarak her tür bilgi ve belgeyi temin etme imkânı sağlayan kurallarla tüzel kişilerin mülkiyet hakkına getirilen sınırlamanın orantısız olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:

Esas Sayısı : 2025/103

Karar Sayısı : 2025/250

Karar Tarihi: 11/12/2025

İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Burcu KOKSAL, Gökhan GÜNAYDIN, Ali Mahir BAŞARIR ile birlikte 128 milletvekili

İPTAL DAVASININ KONUSU: 22/11/2023 tarihli ve 7474 sayılı Aile ve Gençlik Fonu Kurulması Hakkında Kanun’un 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “...veri ve bilgi talep edilmesi halinde,...''' ve “...talep edilen her türlü veri ve bilgiyi Fonun belirleyeceği şekil ve süreler içinde..." ibarelerinin Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6., 7., 10., 13., 20., 35., 90., 123. ve 153. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir.

L İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ

Kanun’un iptali talep edilen kurallann da yer aldığı 5. maddesi şöyledir:

“Bilgi verme ve raporlama

MADDE 5- (1) Bu Kanunun uygulanması kapsamında Fon tarafindan veri ve bilgi talep edilmesi hâlinde, ilgili kurum ve kuruluşlar ve 4 üncü maddenin beşinci fıkrası kapsamında protokol imzalanan kuruluşlar, Yönetim Kuruluna sunulan projelere ilişkin talep edilen her türlü veri ve bilgiyi Fonun belirleyeceği şekil ve süreler içinde vermekle yükümlüdür.

Fona ilişkin mali veriler en geç altışar aylık dönemler itibarıyla kamuoyu ile paylaşılır."

İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Haşan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERÎNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR ve Muhterem ÎNCE’nin katılımlarıyla 1/2/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

AYIRMA VE ESASA KAYIT KARARI

22/11/2023 tarihli ve 7474 sayılı Aile ve Gençlik Fonu Kurulması Hakkında Kanun’un;

5. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “...veri ve bilgi talep edilmesi hâlinde,..." ve “...talep edilen her türlü veri ve bilgiyi Fonun belirleyeceği şekil ve süreler içinde..." ibarelerinin,

7. maddesinin,

iptaline ve yürürlüklerinin durdurulmasına ilişkin davaların E.2024/22 sayılı davadan aynlmasına, yeni esaslara kaydedilmesine ve esas incelemelerin bu yeni esas sayılı dosyalar üzerinden yürütülmesine 6/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

ESASIN İNCELENMESİ

3. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Derya ATAKUL tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu kanun hükümleri, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

Anlam ve Kapsam

7474 sayılı Kanun’un 1. maddesinde aile kurumunun desteklenmesi, güçlendirilmesi, gençlerin sosyal risklere karşı korunması ve gelişimleri ile girişimlerine destek sağlanmasına yönelik kaynağın oluşturulması, yönetilmesi, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarına aktarılması için Aile ve Gençlik Fonunun (Fon) kurulması anılan Kanun’un amaçları arasında sayılmıştır.

Kanun’un 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasında Kanun’un amacına uygun olarak Yönetim Kurulu (Kurul) tarafından onaylanan projeler için harcama programı kapsammda ödenmek üzere Fondan, Kurul kararıyla, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarına kaynak aktarılacağı, projelerin ekonomik ve teknik açıdan yapılabilirliği ile Fon tarafından aktarılan tutarlann mevzuata uygun, etkili, ekonomik ve verimli kullanımına ilişkin sorumluluğun ilgili kurum ve kuruluşlara ait olduğu hüküm altına alınmıştır.

Söz konusu maddenin (5) numaralı fıkrasında ise (1) numaralı fıkra kapsamında ilgili kurum ve kuruluşlara aktarılan kaynakların yararlanıcılara aktanlabilmesi ve doğabilecek geri ödemelerin alınabilmesi için anılan kurum ve kuruluşların 20/6/2013 tarihli ve 6493 sayılı Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşlan Hakkında Kanun kapsamında faaliyet gösteren ödeme hizmeti sağlayıcılar, 21/11/2012 tarihli ve 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring, Finansman ve Tasarruf Finansman Şirketleri Kanunu kapsamında faaliyet gösteren finansman şirketleri ile kredi garanti kurumlanyla protokol yapabileceği belirtilmiştir.

6493 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (t) bendi ile 13. ve 14. maddeleri uyannca ödeme hizmeti sağlayıcısı sayılan bankalar, elektronik para kuruluşlan, ödeme kuruluşlan ile Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi özel hukuk hükümlerine tabi ticaret şirketleridir. Aynı şekilde 6361 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyannca finansman şirketlerinin anonim şirket statüsünde kurulması zorunludur. Kredi garanti kurumlan da yine ticaret şirketi niteliğinde yapılandınlmış özel hukuk tüzel kişileridir. Dolayısıyla söz konusu protokol ilişkilerinin tarafı olarak öngörülen bu kuruluşlann tamamının ticari nitelikte özel hukuk tüzel kişileri olduğu anlaşılmaktadır.

7474 sayılı Kanun’un ilBilgi verme ve raporlama” başlıklı 5. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca anılan Kanun’un uygulanması kapsamında Fon tarafından veri ve bilgi talep edilmesi hâlinde ilgili kurum ve kuruluşlar ile 4. maddenin (5) numaralı fıkrası kapsamında protokol imzalanan kuruluşlar, Kurula sunulan projelere ilişkin talep edilen her türlü veri ve bilgiyi Fonun belirleyeceği şekil ve süreler içinde vermekle yükümlü kılınmıştır. 5. maddenin (1) numaralı fıkrasında yer alan “...veri ve bilgi talep edilmesi halinde,...” ve “...talep edilen her türlü veri ve bilgiyi Fonun belirleyeceği şekil ve süreler içinde...” ibareleri dava konusu kurallan oluşturmaktadır.

Bu itibarla anılan fıkrada belirtilen ilgili kurum ve kuruluşların kamu tüzel kişiliği içinde yer aldığı, 4. maddenin (5) numaralı fıkrası kapsamında ilgili kurum ve kuruluşların protokol yapabileceği kuruluşların İse özel hukuk tüzel kişileri olduğu, kurallar ile hem anılan özel hukuk tüzel kişilerinin hem de kamu tüzel kişiliği içinde yer alan ilgili kurum ve kuruluşların Kurul tarafından talep edilen veri ve bilgiyi vermekle yükümlü kılındığı, verilmesi zorunlu olan veri ve bilginin ise yalnızca Kurula sunulan projelere ilişkin olması gerektiği anlaşılmaktadır.

İptal Talebinin Gerekçesi

Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kurallarla Fona tanınan yetkinin sınırlarının belirsiz olduğu, bu durumun keyfî uygulamalara neden olabileceği belirtilerek kurallann Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6., 7., 10., 13., 20., 35., 90., 123. ve 153. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında herkesin özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu, özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamayacağı belirtilmiş; üçüncü fıkrasında da “Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.” denilerek kişisel verilerin korunması özel hayatın gizliliğinin korunması kapsamında güvenceye kavuşturulmuştur.

Anayasa’nın anılan maddesinde 7/5/2010 tarihli ve 5982 sayılı Kanun’la yapılan değişikliğe ilişkin madde gerekçesinde “Anayasada kişisel verilerin korunmasına yönelik dolaylı hükümler bulunmakla birlikte yeterli değildir. Mukayeseli hukukta ve tarafı olduğumuz uluslararası belgelerde de kişisel verilerin korunması önemle vurgulanmaktadır./Maddeyle, herkesin, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı, anayasal bir hak olarak teminat altına alınmaktadır. Bu bağlamda, bireylerin kendilerini ilgilendiren kişisel veriler üzerinde hangi hak ve yetkilere sahip olduğu ve kişisel verilerin hangi hallerde işlenebileceği hükme bağlanırken, kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usullerin kanunla düzenleneceği öngörülmededir” denilmiştir.

Söz konusu gerekçe gözetildiğinde Anayasa koyucunun kişisel verilerin korunmasını istemeyi Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında güvence altına almakla birlikte bu güvenceyi bireylerin kendilerini ilgilendiren kişisel veriler demek suretiyle gerçek kişiler bakımından mümkün kıldığı görülmektedir.

Nitekim Kişisel Verilerin İşlenmesine İlişkin Olarak Gerçek Kişilerin Korunması ve Bu Verilerin Serbest Dolaşımı Hakkında 27/4/2016 Tarihli ve 2016/679 Sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konseyi Tüzüğü (Genel Veri Koruma Tüzüğü) ile Elektronik İletişim Sektöründe Kişisel Verilerin İşlenmesi ve Mahremiyetin Korunması Hakkındaki 12/7/2002 tarihli ve 2002/58/EC sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konseyi DirektifTnde tüzel kişilerin kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı kapsamında olduğuna ilişkin olarak bir kabul yapılmamıştır. Benzer olarak Avrupa Konseyinin 18/5/2018 tarihli Kişisel Verilerin İşlenmesine İlişkin Olarak Bireylerin Korunmasına Yönelik Sözleşmeyi (108 sayılı Sözleşme) Modernize Eden Sözleşmesi ile 12/5/2022 tarihli Gelişmiş İşbirliği ve Elektronik Delillerin İfşasına İlişkin Siber Suçlar Sözleşmesi İkinci Ek Protokolümde yer alan kişisel veri tanımlamalarında gerçek kişilere ilişkin bilgilerin kapsama alındığı anlaşılmaktadır (AYM, E.2024/113, K.2025/177,10/9/2025, § 13).

Anayasa Mahkemesinin yerleşik kararlarında da belirtildiği üzere ”...adı, soyadı, doğum tarihi ve doğum yeri gibi bireyin sadece kimliğini ortaya koyan bilgiler değil; telefon numarası, motorlu taşıt plakası, sosyal güvenlik numarası, pasaport numarası, özgeçmiş, resim, görüntü ve ses kayıtları, parmak izleri, IP adresi, e-posta adresi, hobiler, tercihler, etkileşimde bulunulan kişiler, grup üyelikleri, aile bilgileri, sağlık bilgileri gibi kişiyi doğrudan veya dolaylı olarak belirlenebilir kılan tüm veriler...” kişisel veri olarak kabul edilmektedir (AYM, E.2013/122, K.2014/74, 9/4/2014; E.2014/149, K.2014/151, 2/10/2014; E.2014/74, K.2014/201, 25/12/2014; E.2014/180, K.2015/30, 19/3/2015; E.2015/32, K.2015/102,12/11/2015).

Dava konusu kurallar uyarınca hem kendileri ile protokol imzalanan özel hukuk tüzel kişileri hem de kamu tüzel kişiliği içinde yer alan ilgili kurum ve kuruluşları tarafından Fona verilmesi zorunlu olan veri ve bilgilerden bazılarımn gerçek kişiyi doğrudan veya dolaylı olarak belirlenebilir kılan kişisel verileri de içerebileceği açıktır. Bu itibarla kurallar kişisel veri niteliğinde olan bilgilerin Fona verilmesini öngörmek suretiyle kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sınırlama getirmektedir.

Anayasa’nın 20. maddesi uyarınca kişisel veriler ancak kanunda öngörülen hâllerde veya kişinin açık nzasıyla işlenebilir. Ayrıca temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesi gözönünde bulundurulmalıdır.

Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz” denilmektedir. Anayasa’nın söz konusu maddesine göre kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına getirilen sınırlamaların kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen smırlama sebeplerine, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun olması gerekir.

Bu kapsamda Anayasa’nm 13. ve 20. maddeleri uyarınca kişisel verilerin korunmasını isteme hakkını sınırlamaya yönelik kanuni bir düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kurallar keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler niteliğinde olmalıdır.

Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması Anayasa’nm 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasamın 13. ve 20. maddelerinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nm 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.

7474 sayılı Kanun’un 1. maddesinde Fonun kurulmasının amacı belirtilmiş, 2. maddesinde Fonu yönetmesi öngörülen Kurulun görev ve yetkileri düzenlenmiştir. Bu kapsamda Fona verilmesi zorunlu olan bilgi ve belgelerin anılan Kanun’un uygulanmasına yönelik olarak Fonun aile kurumunun desteklenmesi, güçlendirilmesi, gençlerin sosyal risklere karşı korunması ve gelişimleri ile girişimlerine destek sağlanması amacıyla oluşturulan kaynağın yönetilmesi ve ilgili kamu kurum ve kuruluşlarına aktarılması faaliyetleriyle ilgili olduğu anlaşılmaktadır. Bununla birlikte anılan Kanun’un 5. maddesinin kuralların da yer aldığı (1) numaralı fıkrasına göre Fon tarafından talep edilen bilgi ve belgelerin kapsamı Kurula sunulan projelerle sınırlı tutulmuştur. Dolayısıyla Fon tarafından talep edilecek bilgi ve belgelerin Fonun Kanun kapsamında yürüttüğü faaliyetlere ilişkin olarak yalnızca Kurula sunulan projelerle ilgili olması gerekmektedir. Bu itibarla kuralların hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralların kanunilik şartını taşıdığı anlaşılmaktadır.

Anayasa’nm 20. maddesinde kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırlarının bulunduğu kabul edilmektedir. Öte yandan Anayasa’nm başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevler, özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebilir (AYM, E.2020/47, K.2023/36,22/2/2023, § 67).

Anayasa’nm 41. maddesinin ikinci fıkrasında “Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilâtı kurar.''’ ve 58. maddesinde “Devlet, istiklâl ve Cumhuriyetimizin emanet edildiği gençlerin müsbet ilmin ışığında, Atatürk ilke ve inkılâpları doğrultusunda ve Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü ortadan kaldırmayı amaç edinen görüşlere karşı yetişme ve gelişmelerini sağlayıcı tedbirleri alır./ Devlet, gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alır." denilmek suretiyle devlete aile yapısını koruma, gençleri kötü alışkanlıklardan uzak tutma ve sosyal hayata katılımlarını artırma görevi verilmiştir.

Kanun’un 1. maddesinde açıkça düzenlenen Fonun kuruluş amacının, Anayasa’nın anılan maddelerinde devlete yüklenen pozitif yükümlülükler kapsamında olduğu açıktır. Bu doğrultuda kamu kaynaklanmn etkin, şeffaf ve amaca uygun kullanılmasını sağlamak, Fon tarafından yürütülen projelerin hedeflenen kesimlere ulaşıp ulaşmadığını denetlemek, geri ödeme yükümlülüklerini izlemek ve kamu zararını önlemek gibi amaçlarla Fonun bazı bilgi ve verilere ihtiyaç duyması mümkündür. Kurallar, Fonun anılan alanlardaki görevini yerine getirebilmesi amacıyla ihtiyaç duyduğu bilgi ve belgelerin kendileri ile protokol imzalanan özel hukuk tüzel kişileri ile kamu tüzel kişiliği içinde yer alan ilgili kurum ve kuruluşları tarafından Fona verilmesini öngörmektedir. Bu itibarla kamu yararı amacıyla ihdas edildiği anlaşılan kuralların anayasal anlamda meşru bir amaç taşıdığı anlaşılmaktadır.

Bununla birlikte kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına yönelik sımrlamanın kanunilik ve meşru amaç şartlarını taşıması yeterli olmayıp aynı zamanda ölçülü olması gerekir. Anayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen ölçülülük ilkesi, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin başvurularda dikkate alınması gereken bir diğer ilkedir. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.

Kurula sunulan projelere ilişkin her tür bilgi ve belgeyi temin etme imkânı sağlayan kurallarla öngörülen sınırlamanın anılan meşru amaca ulaşmak bakımından elverişli olduğu açıktır. Öte yandan devletin aile ve gençlerin desteklenmesi için alacağı tedbirlerin kapsamını belirlemede takdir yetkisinin bulunduğu gözetildiğinde kuralların anılan amaca ulaşmak bakımından gerekli olmadığı da söylenemez.

Orantılılık bakımından yapılacak değerlendirmede ise kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına getirilen sınırlamada bireylerin kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı ile meşru amaçtan kaynaklanan kamusal yarar arasındaki makul dengenin kurulup kurulmadığının incelenmesi gerekir. Bu kapsamda sınırlamanın amacına uygun ve orantılı şekilde kullanılmasını sağlayacak yasal güvencelere yer verilip verilmediğinin gözönünde bulundurulması gerekir.

Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi daha önce verdiği kararlarda, kişisel verileri işleyen tüm gerçek ve tüzel kişilerin 24/3/2016 tarihli ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında olduğundan hareketle incelenen kanunda özel bir düzenleme yer almasa dahi anılan Kanun’daki genel hükümlerin kişisel verilerin korunmasını isteme

hakkı yönünden gerekli güvenceleri karşıladığını belirtmiştir (AYM, E.2021/84, K.2022/117, 13/10/2022, §§ 65-73; E.2020/67, K.2022/139, 9/11/2022, §§ 54-59; E.2021/28, K.2024/11, 18/1/2024, § 15).

Anılan Kanun’un 28. maddesinde bu Kanun hükümlerinin uygulanmayacağı hâller sayılmış olup kurallarda düzenlenen veri ve bilginin istisna sayılan hâller kapsamında yer almadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla Kanun hükümlerinin kendileri ile protokol imzalanan özel hukuk tüzel kişileriyle kamu tüzel kişiliği içerisinde yer alan ilgili kurum ve kuruluşları tarafından Fona verilecek veri ve bilgi bakımından da geçerli olduğunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır.

Dolayısıyla sınırlamanın amacına uygun ve orantılı şekilde kullanılmasını sağlayacak yasal güvencelere yer verildiği, böylece kurallarla ulaşılmak istenen meşru amaç ile gerçek kişilerin kişisel verilerinin korunmasını isteme hakkı arasındaki makul dengenin sağlandığı anlaşılmıştır. Bu itibarla kurallarla kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına orantısız bir sınırlama getirilmediği sonucuna ulaşılmıştır.

Öte yandan Anayasa’nın 35. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir." denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasa’nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62,1/7/2015, §§ 19, 20). Bu bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve fikri hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü hak ve alacak mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir {Mahmut Duran ve diğerleri [2. B.], B. No: 2014/11441,1/2/2017, § 60).

Kurallar, kendileri ile protokol imzalanan özel hukuk tüzel kişileriyle kamu tüzel kişiliği içinde yer alan ilgili kurum ve kuruluşlarına, uhdelerinde bulunan özel hukuk tüzel kişilerine ait veri ve bilgiyi de Fona verme yükümlülüğü öngörmek suretiyle Fonu işletme ruhsatı, mesleki ünvan, ticari sır, fikrî hak ya da müşteri çevresi gibi ekonomik değeri bulunan varlıklara ilişkin veri ve bilgiyi temin etme hususunda da yetkili kılmaktadır. Bu itibarla kurallar tüzel kişiler bakımından mülkiyet hakkına yönelik bir sınırlama getirmektedir (benzer yönde değerlendirme için bkz. AYM, E.2024/113, K.2025/177, 10/9/2025, § 32; E.2024/125, K.2025/178,10/9/2025,132).

Kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı kapsamında kanunilik, meşru amaç, ölçülülük ilkesinin elverişlilik ve gereklilik alt ilkeleri yönünden belirtilen gerekçeler tüzel kişilerin mülkiyet hakkına getirilen sınırlama yönünden de geçerlidir. Bu itibarla kuralların kanunilik şartını taşıdığı, anayasal anlamda meşru amacının bulunduğu, bu amaca ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olduğu anlaşılmıştır.

Diğer yandan gerek 7474 sayılı Kanun’da gerekse başka bir kanunda kurallar kapsamında Fon tarafından elde edilen tüzel kişilere ait veri ve bilginin kullanılmasına ve saklanmasına ilişkin temel ilke ve esaslann belirlenmediği, bu bağlamda söz konusu veri ve bilginin ne suretle ve ne kadar süreyle saklanacağına, söz konusu veri ve bilginin talep edilmesi hâlinde ilgili tüzel kişilerin buna itiraz etme imkânı olup olmadığına, veri ve bilginin bir süre sonra silinip silinmeyeceğine, silinecekse bu sırada izlenecek usulün ne olduğuna ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmadığı, dolayısıyla kurallar uyannca elde edilen veri ve bilginin gizliliğinin korunması ve amacı dışında kullanılmasını önleyecek yasal güvencelere yer verilmediği gibi bu veri ve bilginin kötüye kullanılıp kullanılmadığını denetleyecek mekanizmalarla -özellikle keyfîliğe karşı denetim ve uygulanacak yaptırımlarla- ilgili yeterli güvencelerin de öngörülmediği anlaşılmıştır (benzer yönde değerlendirme için bkz. AYM, E.2024/113, K.2025/177,10/9/2025, § 34; E.2024/125, K.2025/178,10/9/2025,134).

Bu itibarla Kurula sunulan projelere ilişkin olarak her tür bilgi ve belgeyi temin etme imkânı sağlayan kurallarla tüzel kişilerin mülkiyet hakkına getirilen sınırlamanın orantısız olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.

Engin YILDIRIM, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe farklı gerekçeyle katılmışlardır.

Muhterem İNCE, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI bu görüşe katılmamışlardır.

Kurallann Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususlann Anayasa’nın 13., 20. ve 35. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden aynca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

Kurallar Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 6., 7., 10., 90., 123. ve 153. maddeleri yönünden incelenmemiştir.

V. İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ

30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrasında kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün belirli kurallarının iptali, diğer kurallarının veya tümünün uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa bunların da Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilebileceği öngörülmüştür.

7474 sayılı Kanun’un 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “...veri ve bilgi talep edilmesi halinde....” ve “...talep edilen her türlü veri ve bilgiyi Fonun belirleyeceği şekil ve süreler içinde...” ibarelerinin iptalleri nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan anılan fıkranın kalan kısmımn 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince iptali gerekir.

VI. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU

Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal

kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez” denilmekte, 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanmak suretiyle Anayasa Mahkemesinin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere aynca kararlaştırabileceği belirtilmektedir.

7474 sayılı Kanun’un 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararım ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükümlerinin kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.

VII. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ

Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kurallann uygulanmaları hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğabileceği belirtilerek yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.

22/11/2023 tarihli ve 7474 sayılı Aile ve Gençlik Fonu Kurulması Hakkında Kanun’un 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “...veri ve bilgi talep edilmesi hâlinde,... ” ve “...talep edilen her türlü veri ve bilgiyi Fonun belirleyeceği şekil ve süreler içinde... ” ibarelerine yönelik iptal hükümlerinin yürürlüğe girmelerinin ertelenmeleri nedeniyle bu ibarelere ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE 11/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

VIII. HÜKÜM

22/11/2023 tarihli ve 7474 sayılı Aile ve Gençlik Fonu Kurulması Hakkında Kanun’un 5. maddesinin;

(1) numaralı fıkrasında yer alan “...veri ve bilgi talep edilmesi hâlinde,...” ve “...talep edilen her türlü veri ve bilgiyi Fonun belirleyeceği şekil ve süreler içinde... ” ibarelerinin Anayasa’ya aykırı olduklanna ve İPTALLERİNE, Muhterem İNCE, Ömer ÇINAR ile Metin KIRATLI’mn karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, iptal hükümlerinin Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE,

(1) numaralı fıkrasımn kalan kısmının 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE,