Gazete Memur

Türkiye streste 5, öfkede 29, üzüntüde 41 ve endişede 62’nci sırada

Üniversite mezunlarında işsizliğin yüzde 25’e çıkması, ücretlerin yetmemesi, başkanlık sistemi ve artan gelir eşitsizliği psikolojik esenliğimizi olumsuz etkiliyor.

Giriş:
Güncelleme:

Artan geçim sıkıntısı, kutuplaşma, ifade özgürlüğünün sınırlanması, emeklilerin hâlâ çalışıyor olması, gençlerin ne eğitimde ne işte olması gibi faktörler toplumun ruh sağlığını bozarken, kaygı düzeyini de arttırıyor. Demokrasi ve mutluluk endekslerinde de Türkiye’nin gerilemesi toplumdaki ruh sağlığını bozuyor. Türkiye, 2025’te 144 ülke arasında negatif duygular açısından en stresli 5, öfkede 29, üzüntüde 41 ve endişede 62’nci sırada yer alıyor.

Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi’nin (İPM), Türkiye Toplumsal Psikolojik Esenlik Raporu-2025’e göre, Türkiye’de ortaya çıkan tablo ‘verimsiz mutsuzluk’ kavramıyla tanımlanıyor. Bu düşük yaşam doyumunu ve bu düşüklüğün kalıcı bir toplumsal dengeye dönüşmesi anlamına geliyor. Türkiye’de psikolojik esenlik özellikle başkanlık sistemine geçildiğinden bu yana hızla geriliyor.

GELİR EŞİTSİZLİĞİ ARTIYOR

Toplumda başkalarına duyulan güvenin son 40 yılın en düşük seviyelerine gerilemesi ve aile içi güvenin de zaman içinde zayıflaması güven ve sosyal destek ağlarında belirgin bir erozyona işaret ediyor. Rapora göre, Toplumsal adalet algısındaki aşınma, kurumsal güveni zayıflatıyor. Bu da güvensizlik, öfke ve çaresizlik duygularını besliyor. Raporda, OECD Daha İyi Yaşam Endeksi’nde 41 ülke arasında 38, Küresel İnsani Gelişim Araştırması’nda 22 ülke arasında 21, Legatum Refah Endeksi’nde 167 ülke arasında 95’inci sırada yer aldığına dikkat çekiyor

Toplumsal Psikolojik Esenlik Raporu-2025’te şu tespitlere yer veriliyor:

- Yükseköğretim mezunlarında işsizliğin yüzde 25’e yükselmesi, emeklilerin geçinmek için çalışması, artan gelir eşitsizliği psikolojik esenliğimizi olumsuz etkiliyor.

2017’DEN SONRA HIZLANDI

- Türkiye’de 2010’lu yıllarda başlayan esenlik gerilemesi 2017’de sistem değişikliği sonrasında hızlandı.

- Bireyin yaşam becerileri (sağlık, temel eğitim) belirli bir düzeyde korunurken, çevrenin yaşanabilirliği (özgürlükler ve güvenlik algısı) belirgin biçimde zayıflıyor.

- Ekonomik kaynaklara, istihdama ve kamusal imkânlara erişim liyakatten ziyade siyasi bağlılık ve kişisel ağlar üzerinden belirleniyor. Kayırmacı pratiklerin kurumsallaştığına dair inanç, eşitsizliği maddi ve ahlaki bir yük haline getiriyor.

- Toplumsal adalet algısındaki aşınma, kurumsal güveni zayıflatıyor. Bu da güvensizlik, öfke ve çaresizlik duygularını besliyor.

ŞEHRİBAN KIRAÇ / NEFES