Türkiye’de nüfus artış hızının gerilemesi ve doğurganlık oranının düşmesi uzun süredir tartışma konusu. Devletin aile ve nüfus politikaları kapsamında doğumları teşvik eden çalışmaları sürerken, bir yandan da bebeklerin kurum bakımına bırakılması dikkat çekiyor. İstanbul’da Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na bağlı bir yuvaya, yalnızca 1 hafta içinde 14 bebek bırakıldı. Kurumda bakım altında bulunan bebek sayısı 100’ü aştı. Kısa bir zaman diliminde bu kadar bebeğin kurum bakımına alınması, aile yapısındaki değişim ve toplumdaki dayanışma mekanizmalarının zayıfladığını gözler önüne serdi. Bu vahim tablonun arkasında temelde evlilik dışı ilişki, uyuşturucu madde bağımlılığı, şiddet ve ekonomik yetersizlik gibi nedenler yatıyor. Ancak söz konusu tabloyu yalnızca toplumsal çürüme olarak nitelemenin yeterli olmayacağı belirtiliyor.
AİLE GÜÇLENDİRİLMELİ
Marmara Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi, aynı zamanda Nüfus ve Sosyal Politikalar Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü olan Prof. Dr. Mehmet Fatih Aysan, bebeklerin kurum bakımına bırakılmasının arkasında farklı nedenler bulunduğunu belirtti. Bu gibi durumların daha çok babanın hamileliği desteklememesi, çocuğa sahip çıkmaması, annenin yalnız kalması ve gebeliği saklaması gibi sebeplerle gerçekleştiğini ifade eden Aysan, evlilik dışı ilişkiler sonucu gerçekleşen doğumlara dikkat çekti. Aysan, “Özellikle gayrimeşru ilişkilerin artması, kadının desteklenememesiyle birlikte bu çocuklar kurum bakımına bırakılabiliyor. Olay, doğurganlık politikalarına odaklanmak değil. Asıl olay aileyi güçlendirmek” dedi.
BİR ANDA BU HALE GELMEDİK
İlahiyatçı ve Sosyolog Erol Erdoğan da konunun evlilik, aile ve çocuk anlayışındaki değişimin yanı sıra ekonomik koşullar, şehirleşme, yoğun göç, mahalle yapısındaki dönüşüm, insan-mekân ilişkisi ve dijitalleşmeyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Aile yapısındaki dönüşümün bir anda ortaya çıkmadığını belirten Erdoğan, yaşanan sürecin uzun yıllara yayılan sosyal değişimin sonucu olduğunu vurguladı: “Yıllar içerisinde aileler küçüldü, şehirleşme ve yalnızlaşma arttı, ekonomik yükler ağırlaştı. Geçmişte aile, akraba ve komşuluk çevresinin üstlendiği pek çok sorumluluk vardı. Geniş aile ve yakın çevre, çocuk bakımında önemli bir sosyal güvenlik mekanizmasıydı. Bugün bu desteğin önemli bölümü zayıfladı. Aile, toplum ve devletin sorumluluğu, çocuk doğduğu an başlar. Çocukların güvenli aile ortamında büyümesi sağlanmalı. Koruyucu aile uygulaması da bu yaklaşımın önemli örneklerinden biri. Toplumun sorumluluğu, devlet kurumlarıyla sınırlı değil. Üniversiteler, enstitüler, dernekler, vakıflar, yazarlar, kanaat önderleri, sendikalar ve dini önderler sorunları tespit etmekle yetinmemeli, uygulanabilir modeller geliştirmeli.”
Neslihan ÖNDER