Gazete Memur

Emekli hekimler yoksulluk, yalnızlık ve güvencesizlikle karşı karşıya

İstanbul Tabip Odası Emekli Hekimler Komisyonu’nun hazırladığı ankete göre, emekli hekimlerin yüzde 63'ü aktif olarak çalışmak zorunda.

Giriş:
Güncelleme:

Emeklilik, yıllarca verilen emeğin karşılığının alındığı bir dinlenme dönemi olmaktan çıkmış durumda.

İstanbul Tabip Odası Emekli Hekimler Komisyonu’nun hazırladığı çalışma, Türkiye’de hekimler için emekliliğin artık “ikinci bir mesaiye” dönüştüğünü ortaya koydu. Ankete göre emekli hekimlerin yüzde 63’ü hâlâ çalışmak zorunda.

Emekli hekimlerin yüzde 60'a yakının emekli maaşı yoksulluk sınırının bile çok altında kaldığı görüldü. Katılımcıların yalnızca yüzde 38'inin emekli maaşının 75 bin TL ve üstünde olması dikkat çekti.

Şubat-Mart 2026 döneminde bini aşkın hekimin katılımıyla yapılan araştırma, tabloyu çarpıcı biçimde gözler önüne serdi. Katılımcıların yaklaşık yüzde 60’ı yoksulluk sınırına yakın ya da altında gelirle yaşamını sürdürmeye çalışırken, önemli bir bölümü temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığı görüldü. Emekli maaşı 30 bin TL ve altında olanların oranı yüzde 12,4 olurken, yalnızca yüzde 38,3’ünün 75 bin TL ve üzeri gelir elde edebildiği dikkat çekti.

TERCİH DEĞİL ZORUNLULUK

Araştırmaya katılan hekimlerin yarısından fazlası, “ekonomik nedenlerle çalışıyorum” yanıtını verdi. Bu veri, emekliliğin artık bir tercih değil, zorunluluk olduğunu gösterdi. İleri yaşlarına ve sağlık sorunlarına rağmen çalışmayı sürdüren hekimler, özel hastanelerde ve farklı kurumlarda düşük güvenceli koşullarda yeniden istihdama zorlanıyor. Anketin en çarpıcı sonuçlarından biri de hekimlerin yalnızca gelir değil, sağlık güvencesi açısından da ciddi risklerle karşı karşıya olduğunu gösterdi. Yıllarını insan sağlığına adayan hekimler, kendi sağlıklarına erişimde dahi ekonomik engellerle karşı karşıya. Hekimlerin yüzde 51 sağlık harcamaları ve olası bakıma ihtiyaç durumunda ekonomik açıdan kendini yetersiz hissettiklerini belirtti. “Toplam gelirinizle temel yaşam giderlerinizi karşılama durumunuz nedir?” sorusuna hekimlerin yüzde 14,3’ü karşılamadığı, yaklaşık yüzde 64’ü karşılasa da birikim yapamadığı yanıtını verdi. Yaklaşık yüzde 81’i ise ileri yaşlarda huzurevi veya bir bakım birimine ihtiyaç duyabileceğini düşündüğünü söyledi.

ÇOK YÖNLÜ YOKSULLUK

Komisyonunun rapor değerlendirmesinde, emekli hekimlerin sorunlarının yalnızca düşük maaşlarla sınırlı olmadığı vurgulandı. Gelir güvencesizliği, sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan zorluklar, bakım ihtiyacı, yalnızlaşma ve sosyal dayanışma eksikliği emeklilik dönemini çok boyutlu bir kırılganlık alanına dönüştüğüne dikkat çekildi. Raporda, özetle şu tespitler yer aldı:

"Emekli maaşları genel olarak düşük. Tüm emekli hekimler yoksulluk sınırının altında emekli maaşı alıyor. Bunun yanında kurumlar arasında önemli maaş ve ek ödeme eşitsizliği mevcut. SSK ve Bağ-Kur emeklisi hekimlerin maaşı, Emekli Sandığı’ndan emekli olan hekimlere yapılan ek ödemenin bu gruptaki emeklilere yapılmaması nedeniyle emekli sandığı emeklilerinden belirgin olarak düşük. Emekli hekimlerin üçte birini oluşturan SSK ve Bağ-Kur emeklisi hekimlerin maaşı açlık sınırı altında veya yakınlarında. Emekli hekimler, hayatlarını insan sağlığına adamış kişiler olarak, yaşamlarının son dönemlerinde geçim derdiyle boğuşmak, sağlık sorunlarına rağmen çalışmak zorunda kalmak ve yalnızlığa itilmek istemiyor. Emekli hekimler, meslek örgütlerinin emekli maaşları, özlük hakları, kurumlar arası eşitsizlikler, sosyal yaşam projeleri ve yaşlılığa özgü ihtiyaçlar konusunda daha etkin bir rol üstlenmesini bekliyor. Sorunlar yalnızca emekli maaşlarının düşüklüğüyle sınırlı değil. Gelir güvencesizliği, artan sağlık harcamaları, bakım ihtiyacına ilişkin kaygılar, yalnızlaşma ve sosyal dayanışma eksikliği de hissediyorlar. Özetle emekli hekimler, hayatlarını insan sağlığına adamış kişiler olarak yaşamlarının son dönemlerinde geçim derdiyle boğuşmak, sağlık sorunlarına rağmen çalışmak zorunda kalmak ve yalnızlığa itilmek istememektedir. Temel beklentileri; kendi meslektaşlarıyla bir arada, onurlu, huzurlu ve güvenceli bir yaşam sürdürebilecekleri sosyal ve fiziksel alanların acilen oluşturulmasıdır."

Sibel Bahçetepe / Birgün